Anti-kapitalist olmayan anti-emperyalistler

27 October, 2006

Ender Helvacıoğlu’nun Web üzerinden yayın yapan günlük Sol gazetesinde yayınlanmayan köşe yazısını dikkatinize sunuyorum. 21 Haziran 2006 tarihinde Sol’da yayımlanan yazısından 4 Ekim 2006′da yayımlanan yazısına dek çarşamba günleri olmak üzere bu gazetede 16 makalesi yayımlanan Helvacıoğlu’nun 11 Ekim 2006′da yayımlanması beklenen yazısı gazete yönetimi tarafından sayfalara konmamış, Ender Helvacıoğlu’nun o tarihten sonra anılan yayın organında yazmadığı gözlenmişti. Ender Helvacıoğlu’nun aşağıdaki yazısındaki fikirleri de içeren daha geniş bir makalesi, Kasım 2006′da bayilere çıkacak Bilim ve Gelecek dergisinde yayımlanacak. Yazıyı bu alana koymam için izin vermesinden dolayı Ender’e teşekkür ederim.

Anti-kapitalist olmayan anti-emperyalistler

“Anti-emperyalizm” ve “anti-kapitalizm” kavramlarına ve bunlar arasındaki ilişkiye dair bir kafa karışıklığı var. İsabetli politikalar belirleyebilmek için bu konuda hem teorik hem de pratik düzlemde netleşmek gerekiyor.

Önce teori.

Bazı arkadaşlar, artı-değer sömürüsüne karşı çıkmayan, serbest rekabetçi piyasa düzenini savunan siyasetlerin anti-emperyalist olamayacağını, anti-kapitalist olunmadan anti-emperyalist olunamayacağını savlamaktadırlar.

Oysa “anti-emperyalizm” kavramı, “anti-kapitalizm”in tanımladığı alandan farklı bir alanı tanımlamak için geliştirilmiştir. Anti-kapitalist olunmadan anti-emperyalist olunamasaydı “anti-emperyalizm” diye farklı bir kavrama da ihtiyaç duyulmazdı. Demek ki anti-emperyalist olabilen, ama anti-kapitalist olmayan bazı kesimler var.

Meselenin püf noktası şurada: Lenin emperyalizm aşamasını analiz ederken, bütün kapitalistler emperyalist oldu demiyor (Tıpkı bütün maymunların iki ayakları üzerine dikilip insanlaşma sürecine girmemeleri gibi). Serbest rekabet sürecinin ilerlemesi, ister istemez, bazı kapitalistlerin palazlanıp tekelci bir nitelik kazanmasına yol açıyor. Kimin aleyhine? Emek güçlerinin yanı sıra, küçük kalıp tekelleşemeyen (emperyalist olamayan) diğer kapitalistlerin de aleyhine.

Ve ortaya yeni çelişkiler çıkıyor: Ülke çapında, tekelci büyük burjuvazi (emperyalistler) ile bu aşamaya geçememiş, bu aşamaya geçmesi bizzat tekelciler tarafından engellenen küçük ve orta burjuvazi arasındaki çelişki. Dünya çapında, emperyalizm aşamasına geçen gelişmiş kapitalist ülkeler ile bu aşamaya geçememiş, geçmeleri bizzat emperyalistler tarafından engellenen ülkeler arasındaki çelişki (ezen-ezilen ülkeler arasındaki çelişki). Ezilen ülke burjuvazisi içinde, emperyalistlerle işbirliği yaparak palazlanan büyük burjuvazi ile bu fırsatı bulamamış ve esas olarak iç pazara üretim yaparak yaşamaya çalışan küçük ve orta burjuvazi arasındaki çelişki.

İşte “anti-kapitalizm”den farklı bir “anti-emperyalizm” kavramı esas olarak bu çelişkilerin yarattığı alanı tanımlamak için üretilmiştir. Yani kapitalist olan, şu veya bu çapta bir artı-değer sömürüsü yapan, kısacası sosyalizm hedefleri bulunmayan, ama çıkarları gereği tekelci kapitalizme (emperyalizme) de karşı olan sınıfları ve kesimleri tanımlamak için üretilmiştir.

Lenin “Emperyalizm” adlı kitabı boyunca bu yeni durumu ve proletarya için ortaya çıkan yeni olanakları analiz eder ve politikalar üretir. Zaten böyle olmasaydı, Marx’ın “Kapital”i üzerine “Emperyalizm” diye bir başka kitap yazmaya gerek olmazdı.

Burada çok kabaca özetlediğimiz bu yeni durumu kavramadan, ne neden 20. yüzyıl devrimlerinin en gelişmiş kapitalist ülkelerde değil de Rusya ve Çin gibi “geri” ülkelerde gerçekleştiğini (dolayısıyla Ekim ve Çin Devrimlerini), ne başta Kemalist Devrim olmak üzere bütün bir 20. yüzyıl boyunca gerçekleşen ulusal kurtuluş mücadelelerini, ne sömürgecilere karşı dünya çapında verilen devletlerin bağımsızlık mücadelelerini, ne geçmişteki ve bugünkü Bağlantısızlar Hareketini, ne de günümüzde Irak, İran, Venezüella, Bolivya, Lübnan vb. ülkelerdeki mücadeleleri açıklayabiliriz. Bunların hepsi de “istisna” olamaz herhalde.

Peki, bu “kapitalist anti-emperyalistler”in anti-emperyalistlikleri ne kadar tutarlıdır? Burada geliyoruz ikinci püf noktaya. Bu kesimler aslında, “emperyalist olabilmek için emperyalizme karşıdırlar”. Büyümek isterler; ama büyümeleri, kendilerinden önce büyümüş olanlarca engellenir. Küçük bir kısmı bunu başarabilir ve emperyalist burjuvazi (veya onlarla işbirliği yapanlar) içine kapağı atabilir. Büyük bir kısmı ise kurtlar sofrasının kırıntılarıyla idare etmek zorunda kalır; bir yandan tekelci burjuvaziye öfke duyarken, diğer yandan sınıf atlama umudunu da bırakmaz. Önemli bir kısmı ise burjuva dünyasında tutunamaz ve emekçileşir. Küçük ve orta burjuvazinin dünyası, işte böyle dinamik, gel-gitli ve kaypak bir dünyadır.

Öte yandan, emperyalist burjuvazinin her yeni atağı, ilk başta bu kesimleri vurur. Yeni tekelci dalgalar (örneğin özelleştirmeler, gümrük duvarlarının kaldırılması, serbest bölgeler vb.) küçük ve orta burjuvazinin pastadan aldığı payı emperyalistler ve işbirlikçileri lehine azaltır, sınıf atlama umutlarına yeni darbeler vurur, hatta onları yıkıma uğratır ve ekmek teknelerinin kapanmasına yol açar. Dolayısıyla emperyalizme karşı ilk çığlıklar (emekçi sınıflardan da önce) bu kesimlerden gelir. Bu anti-emperyalist çıkışlar, sınıf atlama umudunun zayıfladığı ve yıkıma uğrayan kesimlerde sosyalizan bir karakter kazanırken, bu umudun hâlâ korunduğu nispeten güçlü kesimlerde milliyetçilik (veya dincilik) olarak kendini gösterir. Tabii dönemin hâkim ideolojik-politik iklimi de önemli bir etkendir. Burada esaslı bir ideolojik mücadele yaşanır.

Başta proletarya olmak üzere emekçi sınıflar ve onların öncüleri sosyalistler, bütün bu çelişkiler karşısında ne tutum alacaktır? “Anti-kapitalist olunmadan anti-emperyalist olunamaz” diyerek, çıkarları şu veya bu düzeyde emperyalizmle çelişmiş bu kesimleri milliyetçiliğin ve emperyalist ideolojik hegemonyanın kucağında mı bırakacaktır; yoksa ince taktik ve politikalarla ve sarsılmaz bir ideolojik mücadele ile mümkün olduğunca onları kendi etrafında toplamaya mı çalışacaktır? Olgun ve sonuç almak isteyen bir sosyalist hareket, doğaldır ki ikinci yolu tutmalıdır.

Bu önemli noktanın açılımını başka bir yazıya bırakarak biraz da ülkemizdeki sosyo-ekonomik tabloya, yani pratiğe bakalım.

Safı -teorik olarak- belli olan emekçi sınıflar (çalışanı ve işsiziyle işçi sınıfı, yoksul köylüler, kamu emekçileri vb) ile işbirlikçi büyük burjuvaziyi bir kenara bırakırsak, orta bölmede kimleri görüyoruz?

- İrili-ufaklı esnaf kesimi. Bu kesimin ne kadar geniş bir tabanı olduğunu görmek için mahallede bir tur atmak yeter.

- Kendi özel işlerini yapan meslek sahipleri (özel muayenehaneleri olan doktorlar, diş hekimleri, büro sahibi avukatlar, mimarlar, mühendisler, eczacılar, eğitimciler, turizmciler, vb, vb). Bunlar da son derece geniş bir kesim.

- Tarım alanındaki küçük üreticiler (fındık, tütün, pamuk vb. mücadelelerini anımsayalım). Çok geniş bir kesim.

- Özellikle üniversite öğrencileri olmak üzere gençler.

- Küçük ve orta büyüklükteki sanayiciler.

Görüldüğü gibi Türkiye bir küçük burjuva denizidir. Bu kesimlerin hiçbiri anti-kapitalist değildirler. Çoğu yanlarında işçi çalıştırırlar, dolayısıyla bir artı-değer sömürüsü de yaparlar. Ama emperyalist saldırı ilk başta bunları vuruyor ve rahatsız ediyor. Dolayısıyla çeşitli düzeylerde anti-emperyalist tavırlar alıyorlar.

Bu kesimleri kendi etrafında toplayamayan bir proletaryanın günü henüz gelmedi demektir. Bu kesimlere ilişkin incelikli politikalar geliştirmeyen, adım adım kazanmanın yolunu aramayan, bu kesimler içinde liberalizme ve milliyetçiliğe karşı ideolojik mücadele vermeyen bir sosyalist önderlik fazla bir iş yapmıyor demektir.

İktidar istiyor muyuz? Ringe çıkacak mıyız?

Asıl soru bu!

Comments »

The URI to TrackBack this entry is: http://marenostrum.blogsome.com/2006/10/27/anti-kapitalist-olmayan-anti-emperyalistler/trackback/

No comments yet.

RSS feed for comments on this post.

Leave a comment

Line and paragraph breaks automatic, e-mail address never displayed, HTML allowed: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>



Anti-spam measure: please retype the above text into the box provided.

Get free blog up and running in minutes with Blogsome
Theme designed by Viewfinder Design