Suriye: Kürt bölgesi, Halep’in Kürt mahalleleri, YPG, ÖSO

1 April, 2013

Suriye ve özellikle Suriye Kürt bölgeleriyle ilgi haberleri yakından takip edip sunan Twitter kullanıcısı MELA EHMED‘in (@mela_ehmed) Halep’in Kürt mahallelerinde yaşananları odak alan peş peşe 11 tweetini haber değeri bakımından alt alta yazarak sunuyorum:

hatırlanacağı üzere serekaniye’de ÖSO ve PYD arasında bir antlaşmaya varılmıştı. bu antlaşmaya göre ÖSO kürt şehirlerine girmeyecek,YPG’yi +
+ meşru silahlı güç ve kürt yüksek konseyini de kürt şehirlerindeki meşru siyasi güç olarak kabul edecekti. ayrıca ÖSO kürt şehirlerine de +
+ saldırmayacaktı. buna karşılık PYD de arap şehirlerinde ÖSO ile koordine halinde olup rejime karşı ortak hareket edecekti. halep’te olan+
+ gelişmeleri de bu pencereden okumak gerekiyor. Şeyh Maksud’taki YPG kontrol noktalarından mahalleye giren ÖSO güçleri rejimin mahalledeki+
+ binalarına saldırdılar. YPG bu saldırılara direk katılmasa da engel de olmadı. bilindiği gibi daha önce engel oluyordu. dün rejim güçleri+
+YPG’nin bir kontrol noktasına da saldırdılar ve çatışmada 7 rejim askeri öldü. çatışmalardan kaynaklı mahallede yaşıyan yüzlerce aile +
+Afrin ve Kobani gibi kürt şehirlerine göç etmeye başladı. göçler halen de devam etmekte. bilindiği gibi arap kemeri politikası gereği ++
++ kürtlerin yaşadığı yerlere araplar yerleştirilmişti. şimdi savaş koşulları kürtleri şehirlerine dönmeye zorluyor. bu da beraberinde+
+ Rojava’daki demografik yapının değişmesini sağlıyor. PYD şu an her ne kadar “şeyh maksud’taki halkımızı koruyoruz” dese de göçlere razı+
+Öcalan’ın “suriye’de haklarınızı kim verirse onlarla birlikte hareket edin” emrini-görüşünü de düşündüğümüzde ÖSO’nun kürtlere garanti ++
+verdiğini düşünebiliriz. diğer yönüyle de şeyh maksud olayları PKK’nin batı bloğuna geçişinin ilk somut sonucu da diyebiliriz

Tweetlerin sıralı bağlantıları:
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11

Şükr’efendi ile Yaylı Yahya üzerinden ciddiyet ve kaynak

25 March, 2013

Erdoğan-Öcalan görüşmeleriyle başlayıp devam edegelen “süreç”e dair Oğuzhan Müftüoğlu’nun yazı kaleme aldığını okudum. Arayıp buldum; şurada.

Yazarın kafası karışık gibi. Yazı savruk. Son derece özensiz Türkçesi de tuzu biberi ve bu hal yer yer anlamayı dahi güçleştiriyor. Belki sorun bendedir. Olabilir. Şimdi konumuz ayrı.

Birgün gazetesinde Müftüoğlu’nun yazdığı yazıları listeleyen sayfadan görebildiğim kadarıyla kendisi artık -en azından gazetede- sık yazmıyor. 30 Aralık 2012 tarihli bir önceki yazısıyla 24 Mart 2013 tarihli bu son yazı arasında üç ay var. Dolayısıyla, her gün yazan köşe yazarlarında bir dereceye kadar “normal” karşılanabilecek, vakit sıkışması kaynaklı hatalara bu yazıda bu kadar fazla tesadüf edilmemesi beklenir. Birgün gazetesine “süreç” için hat çizilmesi ve bunu da Müftüoğlu’nun yapması gerekiyor idiyse, eh, bu iş ayın 24′ünde değil 25′inde de yapılabilirdi pekala ve belki daha iyi bir yazı çıkardı. Benimkisi öneridir; herkesin yoğurt yeme biçimi başka.

Oğuzhan Müftüoğlu, yazıyı bağladığı cümlesinin öncesinde şöyle demiş:

Bu noktada ister istemez, (hatırladığım kadarıyla ilk kez 12 Mart döneminde Örsan Öymen tarafından yazılan, sonraları benim de zaman zaman aktardığım) bir hikaye geliyor aklıma. Hani bir ağayla marabanın birlikte kasabaya giderlerken aralarında geçen ve sonu “peki ama biz bu boku neden yedik” diye biten hikaye…

it_kuyruğu_aziz_nasin_1955_kapakKısaca söylüyorum: Değildir. Öykü Aziz Nesin’e ait. 12 Mart döneminden çok önce yazılmış ve basılmıştır.

Müftüoğlu zaten “hatırladığım kadarıyla” diyerek bir açık kapı bırakmış ama bu bence yeterli değil. Hafızanın seni yanıltıyor olabileceğinden bu kadar şüpheleniyorsan, “bilinen hikayedir” diye anlatmak mümkün. “İlk kez”lere, “Örsan Öymen”lere, “12 Mart”lara ne gerek? “Küsuratlı söyleyeyim inandırıcı olsun”un başka bir çeşidi mi bu? Böyle yapmak yazının tümüne daha bir inandırıcılık mı katıyor? “Adam biliyor canım!” hissi mi uyandırıyor? Sanmam. Bir alanda cehalet ve özensizlik bildiriyor ve hatta fazlasını söylüyor.

Cehalet: “Ne yani, bir öykünün şu veya bu yazara ait olduğunu bilmemek çok mu sıradışı” diyenler olabilir. Değil elbette. Ama bu o kadar bilinen, Aziz Nesin yazdığı da o kadar bilinen öyküdür ki, bunun farkında olmamak ülkemiz devrimcisine, entelektüeline pek yakışmıyor.

Özensizlik: Cehaletten daha vahimdir. Hadi bilmiyorsun, Web arama motorlarına “biz bu boku niye yedik” yazman kafi, neyin ne olduğunu görmek için. “Ben Web’le, bilgisayarla haşır neşir değilim” günümüzde mazeret olmazl.

Fazlası: 1- Bu ne biçim kolektif çalışma? Birgün’de bunu basılmadan okuyup, hatayı farkedip, kısa bir iletişimle düzelmesini sağlayacak kimse yok mu? 2- Bu ne biçim arkadaşlık? Söylediğine göre, Müftüoğlu hikayeyi “zaman zaman aktar”ırmış. Muhtemelen anımsadığı kaynağı da söyleyerek. “Oğuzhan, bu Aziz Nesin hikayesi” diyecek kimsesi yok muymuş Müftüoğlu’nun? 3- Yazı yayınlandıktan, dahası farklı yerlerde iktibas edildikten, sosyal medyada atıflar yapıldıktan sonra da ne Birgün’ü sevenlerden ne Müftüoğlu’nu sayanlardan bu konuya zarif bir değinme olsun yok, görebildiğim kadarıyla. Bunda, sadece bu konu için değil daha geniş çerçevede, ibretler vardır. Entelektüel dünya(mız) bakımından hüzün verici.

Yukarıda dedim, “Aziz Nesin’indir” diye. (Örsan Öymen veya başkaları 12 Mart’ta, 24 Ocak’ta, 12 Eylül’de kullanmış olabilir öyküyü; yüzlerce yerde kullanılmıştır.) Madem bu sulara girdik, o kadarı yetmiyor. Nerede yazmış?

İt Kuyruğu kitabında, “Nah buraya kadar geldi” öyküsü içinde yazdı. Kısa bilgi için örneğin şuraya ve şuraya bakılabilir.

Aziz NesinÖykü içinden bu bölümü Web’e koyanlar var: Örneğin, tesadüf bu ya yine Birgün yazarları, bir arkadaş bloguna almış. Yine, şurada da var. Bu iki Web kaynağının incelenmesi ve karşılaştırılması bizi başka sorunları tartışmaya sevkediyor. Metinler kuvvetle muhtemel ki aynı elektronik kopyaya dayanıyor. Bunu kimin yaptığını, elektronik ortama ilk kimin aktardığını bilmiyorum. Atıf yok. Ben yaptım diyen de yok. Kendi yaptığını telif vs. sorunları nedeniyle, utangaçlıkla söylemeyen olabilir. Onu düşünen blogunda yayınlamaktan da imtina etmeli. vs. İlk bağlantıdaki blogda metnin sonunda “Aziz Nesin, İt Kuyruğu 1955″ gibi bir atıf var. Hiç yoktan iyi; diğerinde öyle bir kaynak da verilmemiş. İkincisi, kibarlık yaptığını düşünüp, “bok”u “b.k” şeklinde yazmış/düzeltmiş; işgüzarlıktır.

“Aziz Nesin, İt Kuyruğu 1955″ yazan arkadaş, dedim ya, iyi yapmış ama biraz eksik bırakmış. Yayınevini de yazsa daha güzel olurdu.

Peki içinde bizim fıkrayı da barındıran bu öykü ne zaman yayınlanmış olabilir? Elimizde 1955 tarihi var. Ama kaynak atıf disiplini bakımından güven telkin etmiyor. Yine de, başlangıç noktasıdır.

Milli Kütüphane sitesine giriyorum, yönlendirdiği veritabanından aratıyorum. Şu sayfada İt Kuyruğu‘nun 1955 basımına ilişkin kaydı görebiliyorum:

İt kuyruğu / Aziz Nesin.
Dil: Turkish
Yazarlar: Aziz Nesin, 1915-1995
Yayın Bilgileri: [İstanbul?] : Akbaba, [1955?] (İstanbul : Türkiye Ticaret Matbaası, 1955)
Yayın Tarihi: 1955
Fiziksel Açıklamalar: 128 s. ; 17 cm.
Dizi: Akbaba mizah yayınları; 4
Yayın Tipi: Book
Belge Tipi: Non-fiction
Erişim Numarası: turk.000233391
Veritabanı: National Library of Turkey

Belge tipine “non-fiction” yazması dışında, sorun yok gib; sehven öyle girilmişe benziyor; kitap kurgudur (fiction).

Ne hoş ki Web üzerinden satış yapan bir sitenin sayfasında söz edilen 1955 basımının fotoğrafına da rastlıyorum. Satış sitesindeki metinden değil ama satılan ürünün kodundan/url’den, kitabın 1955 basımı olduğunu anlıyoruz.

Evet, şüphe yok ki 1955′te Akbaba Yayınları bahse konu hikayenin içinde yer aldığı kitabı yayınlamış. 12 Mart 1971′e falan daha çok var!

İyi de, sadece meraktan, 1955′in ilk basım olup olmadığını öğrenmek istiyorum. Milli Kütüphane’de daha eski bir basımının kaydı yok. Yine de bu, böyle bir basımının olmadığının kanıtı değil.

Nesin Yayınevi‘ne telefon ediyorum. Yayınevi çalışanı son derece yardımsever. Kitabın ilk baskısının 1955′te yapıldığını söylüyor. Güzel.

Güzel ama Ekşi Sözlük’teki şu giri olmasaydı iyiydi: “1955 yılında, düşün yayınevi tarafından, 8 bin adet basılmış aziz nesin kitabıdır.” Bu yazılan neyi karıştırdı? Şunu: Yazar İt Kuyruğu‘nun 1955′te Düşün Yayınevi’nce basıldığını, en azından böyle bir basımın da olduğunu söylüyor. 1955 Akbaba basımından eminiz. Peki ya Düşün? Aynı kitabı aynı yıl Düşün de mi basmış? Olabilir. Öyleyse, acaba Akbaba baskısından önce mi sonra mı? Nesin Yayınevi’ndeki görevliye “1955 ilk basım hangi yayınevinden” diye sormadığıma hayıflanıyorum. O sıra Akbaba’dan başka ihtimal aklıma gelmemişti.

Ekşi Sözlük yazarı kaprislisin sevgilim yanlış yazmış olabilir ama “8 bin adet basılmış” ayrıntısı kitabın elinde olduğu, bu bilgiyi oradan aldığı ve dolayısıyla diğer yazdıklarının da muhtemelen doğru olduğunu düşünmeye davet ediyor.

Web’de biraz daha aramayla. Aziz Nesin’in oğlu Ahmet Aziz Nesin’in bir yazısına denk geliyorum. Şöyle diyor:

Yıl 1957, yani benim doğduğum yıl, babamla Kemal Tahir kendi kitaplarını yayınlamak üzere bir yayınevi kuruyorlar. Yayınevi’nin adı “Düşün”, amblemini usta şair ve çevirmen Sait Maden, Rodin’in “Düşünen Adam” heykelinden esinlenerek yapıyor. Büyük olasılıkla benim doğumumdan bikaç ay önce kurulmuş çünkü ben yıl sonunda, 30 Kasım’da doğdum.

Ahmet Nesin, Düşün’ün kuruluşu için 1957′yi gösteriyor. Görevlinin sabrını zorlama pahasına Nesin Yayınevi’ne bir telefon daha. “Afedersiniz; yine İt Kuyruğu için… Acaba düşün yayınları onu basmış mıydı?” Yine son derece nazikçe yardım. Biraz arama ve bilgi geliyor: “1955 Akbaba, 1957 Düşün. Sonra…” “Teşekkürler; sonrasına gerek yok!”

Ekşi Sözlük, Wikipedia gibi açık bir platform olmadığından orada tartışma ve gerekirse bilgi düzeltme olanağı yok. Ekşi Sözlük yazarı olup da bu yazıyı okuyan olursa “kaprislisin sevgilim” kullanıcısını uyarabilir. Yazar hatalıysa girisini düzenler veya “1955, Düşün”de ısrarlıysa, bu yazdıklarıma da atıf yaparak konuyu derinleştirebilir. Şimdilik, o bilginin hatalı olduğunu kabul etmek durumundayım.

Kaynak önemlidir; atıf önemlidir. Bunlar olmadan sadece bilim değil, ciddi hiçbir fikri faaliyet yürümez. Herkes her konuda ve zeminde benim bu yazıda anlattığın süreçleri izlemek ve o denli derinleşmek durumunda değil; o ayrı. İşi başlatan makalede “Aziz Nesin öyküsünde olduğu gibi” veya “bilinen öyküdür” benzeri ifade geçmiş olsa ben de bütün bunlara girmezdim zaten. Bir başlayınca da, devam ettim.

Derdim Oğuzhan Müftüoğlu’nda hata bulmak, ukalalık etmek değil. Yazdıklarım genel olarak kaynak kullanmaya ve yazı yazarken ciddi olmaya bir çağrı.

Müftüoğlu yazısında, söz ettiğim dikkatsizlik yapılmamış ve hafıza bir yolla test edilmiş olsa, “Niye kitaba atıf yapmadın? Niye tam künye vermedin?” demezdim. Gazete yazısında çok zaman (her durumda değil) bunu aramam. Ama aynı Müftüoğlu yazısını iktibas eden sendika.org’un, başlıkta “Ne gerisinde ne karşısında – Oğuzhan Müftüoğlu (Muhalefet.org)” yazmak suretiyle, yazı için kaynak olarak Muhalefet.org’a işaret etmesini tuhaf bulurum. Sendika.org bilmiyor mu bu yazının orijinal olarak Birgün’de basıldığını ve yazının Web’den erişilebilir olduğunu da oraya atıf yapmıyor? “Sana ne kardeşim, ben Muhalefet.org’dan aldım” denebilir. Peki; öyle olsun. Bu durumda da “url vereydiniz iyiydi; mamafih, bu yolu hiç izlemiyorsunuz ama adetinizin bu olması, yapılanın doğru olduğunu göstermez” der ve hemen Muhalefet.org’a dönerdim.

Muhalefet iktibası şurada. Kaynak falan gösterilmiyor. Olmaz.

Peki ne biliyorsun yazarın yazıyı iki yerde eşzamanlı yayınlamak üzere yazmadığını ve iki kaynağın da eşit derecede orijinal sayılamayacağını? Şuradan biliyorum. Kaldı ki, iki ayrı yerde eşzamanlı yayınlanan metin varsa bunun da böyle olduğunun belirtilmesi umulur.

İyi şeylere özenmek, olumlu örneklere benzemeye çalışmak lazım. Her alanda…

Hugo Chavez: Kızıl bir zafer bayrağı

6 March, 2013

hugo_chavez_selam
Hugo Chavez 21. asrın hayasız akınına karşı kızıl bir zafer bayrağıdır!
Zaferlerle yürüdü!
Zafer umudunu büyüttü!

Chavez’in ardından Kürt milliyetçileri Twitter’da neler yazdı

Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’in ölüm haberini takip eden saatlerde, değerlendirmeme göre temsil kabiliyeti bulunan bir kısım Kürt milliyetçisinin konuyla ilgili Twitter iletilerini saflaşmaları anlamak için veri sağlaması ve belge olması bakımından yorumsuz sunuyorum. Okumayı kolaylaştırması için metin gövdelerini siyah yaptım. (Yazıyı yazdıktan iki üç saat sonra bir tweet daha ekledim. Eklemeye değer bulduğum olursa devam edebilirim. Ekleri metnin baş tarafına yapacağım.)

https://twitter.com/Evdile_Kocer/status/309080251978375169
Evdile Koçer ‏@Evdile_Kocer
We got, Hugo Chavez mir? Ê nexwe, bila li wê dinyayê biçe cem Sadam!
15:17 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/Evdile_Kocer/status/309082566131064832
Evdile Koçer ‏@Evdile_Kocer
@MehmetEminAktar Niha belkî Sadam ji Hugo Chavez re “mercedes”ek amade kiribe, bo ku di cehnimê de pesnê dîktatoriya xwe bide:-))
15:26 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/EgidZagros/status/309107927912960002
Ismail Zagros ‏@EgidZagros
Ha ji we re dostê dijminên Kurda, Hugo #Chavez. pic.twitter.com/AA9sd×8rCB
17:07 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/paldirkultur/status/309211883423023104
Fırat ‏@paldirkultur
Kürdistan’da ki devrim sadece Türkiye solunu faş etmekle kalmadı, dünya da ki hempaları için de turnusol kağıdı oldu. Chavez’i öyle tanıdık+
00:00 - 06 Mar 2013
https://twitter.com/paldirkultur/status/309212585385930752
Fırat ‏@paldirkultur
Ne anti emperyalist,anti sömürgeci ne de diktatörlüklere karşıydı merhum Chavez. Amerika karşıtı, dengesiz, ayarı bozuk bir adamdı sadece.
00:03 - 06 Mar 2013

https://twitter.com/ih_baran/status/309317266678353920
îbram xelîl baran ‏@ih_baran
“Chavez’in söylemeye çekindiğini söyle! Yaşasın Kürtlük mefkûresi, yaşasın Kürdistan!..” (Serhat Yılmaz)
06:59 - 06 Mar 2013

https://twitter.com/ih_baran/status/309315205429616640
îbram xelîl baran ‏@ih_baran
Chavez, Ahmedinejad ile kucaklaştığında “pragmatist” değil ama ben “Kürdistan’a faydası olmadı” dediğim için “pragmatist ve şövenist” oldum.
06:51 - 06 Mar 2013

https://twitter.com/ih_baran/status/309300754655625216
îbram xelîl baran ‏@ih_baran
Bizim dağlarımızdan 50 bin tane Che Guavera geçti, 20 bin Hugo Chavez’imiz ensesinden kurşunlandı. Hey gidi dünya.
05:53 - 06 Mar 2013

https://twitter.com/idrpolat/status/309062269868863488
İdris Polat ‏@idrpolat
Her gün 3 kürt’ün asıldığı İran’ın kadim destekçisi Chavez ölmüş, iyi de bundan bize ne.
14:06 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/idrpolat/status/309062800951611393
İdris Polat ‏@idrpolat
Emperyalizmin düşmanı Chavez. :) )) sahi #GrupYorum ‘da emperyalizmin düşmanı diye Esad’a destek konseri düzenlemişti.
14:08 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/idrpolat/status/309069843099971586
İdris Polat ‏@idrpolat
Kaddafi’ye şehit diyen, Esad+her gün 3 kürt’ün asıldığı İran rejiminin baş destekçilerinden biri Chavez.
14:36 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/Kilite_Kou/status/309067509250785280
Cemşid Deloyî ‏@Kilite_Kou
Hugo Chavez belki sosyalistlerin son dönemki gözbebeğiydi ama hiç Kürtlere dönük bir dostluğunu görmedik çok şükür! Kürt düşmanları dostuydu
14:26 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/Komplocu_Kurd/status/309204531722465280
Ali ‏@Komplocu_Kurd
chawez hakkında görüşüm. ülkesinin lideri olarak milliyetçi yanım takdir ediyor. kürd düşmanlarına sempatisi kürd yanım kabul etmiyor
23:31 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/norvecbalikcisi/status/309196784318689281
harun ‏@norvecbalikcisi
Kemalist mi solcu mu olduğuna karar veremeyenler chavezin arkasında ağıt yakar..bide stalinistler var.solu solculardan kurtarmak lazım önce.
23:00 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/Komplocu_Kurd/status/309199327480397824
Ali ‏@Komplocu_Kurd
chawez kendi halkının lideri. ortadoğu diktatörlerinin petrolcu kardeşi… işin özü budur. ne fazlası ne eksiği
23:10 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/Komplocu_Kurd/status/309199779735429120
Ali ‏@Komplocu_Kurd
nasılki lenin mustefa kemalin diktaör dostuydu… chawezde , a. necatların, esadların dostu… tek mesele var menfaat
23:12 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/Komplocu_Kurd/status/309200283202904066
Ali ‏@Komplocu_Kurd
kürt gençleri olrak haklıyız. diktatörlere kızmaya…dikatör dostlarınada… ama unutmayalım dünya sahnesine, bm ismimiz yok.buna çalışmalı
23:14 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/SaladintheKurd/status/309071385517514753
Selahedînê kurd ‏@SaladintheKurd
Hugo Chavez bila biçe aliyê din, lê binêre, heke kesekî ji wî çêtir ne li wir be, bila vegere!
14:42 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/SaladintheKurd/status/309066378705506305
Selahedînê kurd ‏@SaladintheKurd
Ji hinekan re: Sedam Husên bû şofêr û Hugo Chavez li Bexdayê gerand. http://news.bbc.co.uk/2/hi/middle_east/876265.stm
14:22 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/RojevAgahi/status/309078837721964544
Torî ‏@RojevAgahi
ahahaa Seyfi abê den ayar geldi, dağılın. Haklı “bıraxalım hugo mugoyu da Kurdistana baxalım shaaban beyler ayşe xanımlar”
15:11 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/RojevAgahi/status/309088250423820288
Torî ‏@RojevAgahi
Bence bırakın cavezî ETA’ya bakın. ‘Türkiye karşıtı’ önergeyi kabul etmiş (sosyalist radikal gaz. diyor) Konu Kürt’ler/Kurdistan. Bijî ETA
15:49 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/Belcikali35/status/309077000168042496
__Humanist__ @Belcikali35
Bırakalım şimdi hugo yu mugo yu, #Kurdistan a baxalım isterseniz, shaaban efendiler, ayşe xanımlar, bu kadar boş muhabbet, yeter sanırım.
15:04 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/Kolik_Aldus/status/309074635486535680
Ahmed Şerif @Kolik_Aldus
Yemişim sosyalizmini de devrimini de ! Ülkemin işgalcileriyle kolkola giren Allah ın oğlu olsa ne yazar !
14:55 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/Welatperesti/status/309067175715565568
Azâdi @Welatperesti
Kurd halkinin bu cakma sosyalistleri sahiplenmeside arastirmalara konu lan Kurdistan daglarinda binlerce chavez var onlari once sahiplen !
14:25 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/AJANSAMED/status/309070884587577344
Amed News Agency ‏@AJANSAMED
-SON DAKIKA- Ülkesi işgal edilip 4e bölünmüş ve sefalet içinde yaşayan 40 milyon Kürdün değil, işgalcilerin dostu Sosyalist Hugo Chavez öldü
14:40 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/MehmetUnludere/status/309062791237627904
Mehmet Ünlüdere ‏@MehmetUnludere
Hugo Chavez de ölmüş. Dünyanın hiçbir diktatöre kalmadığının somut bir gerçeği daha işte… Yine de ailesinin başı sağolsun diyelim.
14:08 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/mela_ehmed/status/309063358659850240
MELA EHMED ‏@mela_ehmed
benim için turnusol kağıdı kürdistan sorunudur. merhum Chavez de her gün birkaç kürdü idam eden Ahmedi Nejat’a “kardeşim” diyenlerdendi
14:10 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/cngsgnc/status/309064975446601728
Cng Sgnc Cng Sgnc ‏@cngsgnc
Venezuela devlet başkanı Hugo Chavez’in ölüm haberini keyifle okumuş bulunmaktayım. Ahmedinejad ile Esed’i de yanına yollamak dileğiyle.
14:16 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/MehmetUnludere/status/309065304212910080
Mehmet Ünlüdere Mehmet Ünlüdere ‏@MehmetUnludere
Bu arada Hugo Chavez’in katil Ahmedinejad’a tam desteğini ve aralarından su sızmaz samimiyetlerini de hiç unutmayacağım!
14:18 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/Welatperesti/status/309065339247931392
Azâdi ‏@Welatperesti
Kurdistan’in varligindan ve onun bu onurlu mucadelesini gormezden gelen dunyanin tum liderleri caniniz cehenneme !
14:18 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/cngsgnc/status/309066609065078787
Cng Sgnc ‏@cngsgnc
Wikipedia’da “Venezüela Anayasası” başlığı altında ismi 23 defa geçen Hugo Chavez öldü. Umarım Venezüela için özgürlük olur ölümü.
14:23 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/serxwesh/status/309067425842864128
Serxweş ‏@serxwesh
chaves olmus uzulmemiz mi gerekiyor? Yoksa destekledigi Kurd dusmanlarini hatirlamamiz mi gerekiyor? 2. secenek cookkk daha iyi
14:26 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/MehmetUnludere/status/309067860481822720
Mehmet Ünlüdere ‏@MehmetUnludere
“Yoldaş Chavez” derken dikkat! Chavez Kürt celladı Ahmedinejad’la işbirliği yaptığı sıralar İran’da Kürt gençleri de sırayla asılıyorlardı.
14:28 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/Raskolnikov_34/status/309068568748781570
Fériké_Ûsiv ‏@Raskolnikov_34
siz varın kürt katili ahmedi necata kardeşim diyen cavezin ölümüne üzülün.
14:31 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/AbsurdKurd/status/309070715615862785
Hem Tazî ‏@AbsurdKurd
#Castro is no different than #Chavez in their indifference to the plight of Kurds. This is the sorry state of so-called “Socialists”!
14:39 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/mela_ehmed/status/309072916878876674
MELA EHMED ‏@mela_ehmed
chavez’e eleştirimiz sosyalistliğin gereği olan ezilen halklara yeteri kadar destek sunmamasıdır. mesela kürtlere dair tek kelime etmemiştir
14:48 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/cngsgnc/status/309073069530546176
Cng Sgnc ‏@cngsgnc
Tabii bir de Chavez’in Saddam methiyeleri vardır ki.. Yaser Arafat gibi, “büyük lider Saddam” diye selamlardı. Hey gidi günler!
14:48 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/AbsurdKurd/status/309073924602331136
Hem Tazî ‏@AbsurdKurd
Sosyalisti #Chavez gibi olan bir dünyanın hali dumandır. Türk Solu gercek bir işbirlikçisini kaybetti.
14:52 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/MehmetUnludere/status/309074477931700224
Mehmet Ünlüdere ‏@MehmetUnludere
Chavez’in ölümüne seviniyor değilim. Ama kimse kusura bakmasın, ölümüne üzülüyor da değilim. Üzülmem için tek bir neden bile yok!
14:54 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/belawela_/status/309075497176948736
Angry_Kurd ‏@belawela_
Bir sosyalist yanılsama olan Hugo Chavez öldü.
14:58 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/cngsgnc/status/309078134500773888
Cng Sgnc ‏@cngsgnc
Hiç takipçi saymam normalde ama Chavez bana 3 takipçiye mal oldu. Demedim mi bu adam Kürt düşmanı diye? Gider ayak zarar veriyor..
15:09 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/AbsurdKurd/status/309089601576894464
Hem Tazî ‏@AbsurdKurd
#Chavez, Kürtleri destekleyen tek söz etseydi, Türkçü solu’canlar bu kadar üzülmezdi ölümüne.
15:54 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/Raskolnikov_34/status/309093382297358336
Fériké_Ûsiv ‏@Raskolnikov_34
chavez: ortadoğulu meslektaşları ile koalisyon kurup petrolünü ucuza satmak istemeyen postmodern bir tüccardı
16:09 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/cngsgnc/status/309097107879505920
Cng Sgnc ‏@cngsgnc
Hugo Chavez’in ardından.. http://www.youtube.com/watch?v=D57pMOwRY90 @AtlNimetullah
Recep Ivedik 3 - Kutuphane Sahnesi HD

16:24 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/AzadiKurdistan/status/309096110931181568
KURDISTANA AZAD ‏@AzadiKurdistan
Hugo Chavez’in diş politikasini sevmeyebilirsiniz, eleştirebilirsiniz ama Kufur etmekle sadece kendinizi alçaltirsiniz…
16:20 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/AzattCan/status/309072044484620289
AzaT-C ‏@AzattCan
SON DAKIKA- Ülkesi işgal edilip 4e bölünmüş ve sefalet içinde yaşayan 40 milyon Kürdün değil, işgalcilerin dostu Sosyalist Hugo Chavez öldü
14:44 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/AzattCan/status/309070004123488256
AzaT-C ‏@AzattCan
CAHAVEZ kURD DUSMNI DEGILDI KENDINI SOSYALIZIME OKDAR KAPTIRMISTIKI BELKI KURTLERIDE TANIMIYRDUR:)GALIBA BIZIMKLER DINI CHAVZDE SOSYLIZIMI:)
14:36 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/GERCEKTEISRAR/status/309068911373062144
Özgür BASIN ‏@GERCEKTEISRAR
Kürtlerin Hugo Chavez’e ilişkin yorumlarına bakıyorum da Ahmadinejad ve Esad ile kurduğu ilişki yüzünden öfkeliler.
14:32 - 05 Mar 2013
https://twitter.com/GERCEKTEISRAR/status/309069070207160320
Özgür BASIN ‏@GERCEKTEISRAR
Bu da Kürtlerin ne kadar politikleştiğini gösteriyor.
14:33 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/AzattCan/status/309068541691297793
AzaT-C ‏@AzattCan
burda hufo chavez e yoldas diyen arkdaslar yaniliyorlar:) o sadece kURDLERI IDAM EDEN AHMEDI NEADIN SADIK YOLDASIYDI….
14:30 - 05 Mar 2013

https://twitter.com/GERCEKTEISRAR/status/309066291124248577
Özgür BASIN ‏@GERCEKTEISRAR
Hugo Chavez’in beğenmediğim yanı, ABD düşmanı herkesi dost olarak görmesiydi. Öyle ki Ahmadinejad gibi insanlara samimi ilişki kuruyordu
14:22 - 05 Mar 2013

Bir dönek olarak Selami İnce’nin Alman Patriotçularıyla aşkı

4 March, 2013

selami inceTwitter hesabımdan zaman zaman değiniyorum Selami İnce’ye. Sırası sık düşüyor. İnce eski solcu yeni Alman emperyalizmi muhibi, son günlerde tabii ki “süreç” bülbülü. Birgün gazetesinde de yazarlık yapıyor. Genel çizgisine ilişkin biraz geniş veri sunacak bir toparlamayı sonraya bırakıyorum; şu sıra üşendiğim biraz teknik işi var onun. Son bir konu var, onu yazacağım şimdilik.

merkel maraşMaraş’a yerleşen Alman Patriot birliğinin kötü şartlarda bulunduğundan, tartaklandıklarından vs. dem vuran haberlerle birlikte Selami İnce -hiç şaşırtmayarak- şu tweet’i yazdı:

https://twitter.com/selamiince/statuses/308133016377634816

Selami İnce @selamiince
Disiplinleriyle meşhur almanlara “türk disiplinine dayanamadı”demek ancak şuursuz Türk kafasıyla mümkün.almnlar ortalığı bok götürüyor diyor
00:33 - 03 Mar 2013

Buna karşı, ana tweet ve altına yorumu olmak üzere, şu tweet’leri yazdım:

https://twitter.com/Deniz_Ogut/status/308267915562586112

K. Deniz Öğüt ‏@Deniz_Ogut
Alman emperyalizminin Patriot birliğinin derdi @BirGun_Gazetesi yazarı, Türk düşmanı ırkçı @selamiince’yi germiş: https://twitter.com/selamiince/status/308133016377634816
09:29 - 03 Mar 2013

Deniz Öğüt K. Deniz Öğüt ‏@Deniz_Ogut
@Deniz_Ogut Bu itlerin memlekete sokulması büyük hata ama meraklısına şu da Genelkurmay’ın açıklaması: http://www.tsk.tr/3_basin_yayin_faaliyetleri/3_1_basin_aciklamalari/2013/ba_09.html
20:08 - 03 Mar 2013

Gerisini Twitter’da halletmek, oranın yer sorunundan dolayı zor olacak. Buradan devam edelim:

Sabine leutheusser-schnarrenberger 2Aynı Selami İnce 1 Kasım 2012′de, yine Twitter’da kimi övüyordu? Sabine Leutheusser-Schnarrenberger’i. O kim? Halihazırda Almanya Adalet Bakanı. Evet, Selami İnce Alman emperyalizminin adalet bakanını yalaya yalaya parlatıyordu. Nasıl? Twitter’daki diyaloga bakalım:

1 Kasım Nesin ‏@nesinbey
@selamiince bizde liberaller bile özgürlükçülük karşıtı akımlara teşne,bir Sabine Leutheusser-Schnarrenberger bizim için XL.

https://twitter.com/selamiince/status/263988791692382209

Selami İnce @selamiince
@jelibonterore Keşke bazı liberallerimiz onun tırnağı olabilse.Hoş bazı kendini solcu sanan milliyetçilere de bu laf
06:00 - 01 Kas 2012

“Kendini solcu sanan milliyetçiler” Alman liberalinin tırnağı bile etmiyormuş! Bunlar tipik dönek ağzıdır; DSİP ağzı, Taraf ağzıdır.

İyi; peki ne zaman yazıyor bu tweet’i Selami İnce? Tamam canım, tarihi verdik de, Türkiye’yi ve bu Alman bakanı ilgilendiren ne olmakta o sıra?

Yine 1 Kasım 2012′de yani Selami İnce o tweet’i yazarken Sabine Leutheusser-Schnarrenberger Suriye’yi karıştırma operasyonunun parçası olarak Türkiye’de kurulan kamplardan Kilis’te olanını ziyaret ediyordu. Başka haberi çok Web’de; birini verdim. Bunları gayet iyi bilen Selami İnce, böyle bir günde bu kadını övmekten utanmadı, sıkılmadı. Alman emperyalizmi, ABD, NATO, Erdoğan, Davutoğlu, AKP hükümeti, ÖSO çapulcuları… Eski solcu Selami İnce bu hayasız akın için sınır boyu teftişine çıkan Alman’ı mı yalamalıydı, tam teftiş günü hem de!

“Ya belki kendini ifade edemedi; aklı başka yerdeydi; Twitter’da acele yazarken yanlış oldu” vs. Olmaz ama, hadi olabilir diyelim. Bir adım daha ilerleyeceğiz o vakit:

über allesTarih: 29 Mayıs 2011. Birgün. Gazetenin yazarı Selami İnce uzun bir yazı kaleme almış: Üç kadınla medeniyetler buluşması Eski solcu Selami İnce inanılması güç bir iştahla, bağlılıkla, görev aşkıyla bu emperyalist politikacıyı parlatıyor. Hissettiğim mide bulantısıdır.

Böyle şahıslar o gazetede ne arar, böyle yazılar orada nasıl yayınlanır; onu Birgün kurullarına ve yöneticilerine sormalı.

Hellmut Königshaus 2007Selami İnce’nin başta söz ettiğim son tweet’ine dönerek bağlayalım: İnce’nin derdiyle hemdert olduğu o Alman askerleri hakkındaki uyduruk kaydırık haberlerin, raporların kaynağı Hellmut Königshaus da Leutheusser-Schnarrenberger’in partisinden. Selami İnce’de Die Linke ve sosyal demokrat sevgisinden gayrı, özel bir FDP aşkı da var, belli.

Selami İnce’ye acıyorum.

Birgün gazetesi yöneticilerini ne yaptıklarını düşünmeye davet ediyorum.

Milliyetçi ve ırkçı dilde genellemenin çoğul ve tekil hali

21 February, 2013

klanMilliyetçilik, millet kategorisinin, -hakim sınıfların veya hakim sınıf adaylarının siyasal hedefleri doğrultusunda gerektiği kadar- yekpare, birörnek, homojen olduğunu pompalar. Üzeri örtülmek istenen esasen sınıf farkları. Toplumun farklı çıkarlara sahip farklı sınıflardan oluştuğu gerçeğinin gizlenmeye çalışılması, millet adı verilen birimin ortak çıkarlar etrafında oluştuğu palavrası, diğer yanıyla, kaçınılmaz olarak, bu varsayılan ortak çıkarlar zemininde yükselen hedeflerin, başka milletlerin varsayılan ortak çıkarlarıyla mücadele içinde gerçekleşeceği fikrini içerir. Buna göre, tarih milletlerin mücadelelerinin tarihidir.

Gözbağcılık, örneğin bu benim Koçlar, Sabancılar, Karamehmetler vb. ile aynı millete mensup olmaktan dolayı aynı çıkarlara sahip olduğu izlenimi yaratır. Temel toplumsal gerçek, sınıf, itinayla gizlenir. Arap, Fars, Kürt, Türk, Ermeni, Yunan, Fransız… işçi ve emekçi sınıflarının çıkar birliği itinayla gizlenir. Arap, Fars, Kürt, Türk, Ermeni, Yunan, Fransız… sömürücü sınıflarının, aralarındaki rekabetin ötesinde aslında büyük bir ortaklığın parçası oldukları itinayla gizlenir. Bunun gizlenemediği noktada ve gizlenemediği kadarıyla milliyetçi gözbağcılık iflas etmiştir.

Milliyetçi özne, “kendi birimini” nasıl tanımlıyorsa anlatılagelen bu tek bir büyük masalın kendi sürümünü oluştururken, boşluklara gereken ismi yazar. “Türkiyelilik” anlayışına dayalı Türk milliyetçiliği, o anlayışa dayalı olmayan Türk milliyetçiliği, farklı tezahürleriyle Kürt milliyetçiliği vd. hep bunu yapar.

Irkçılık yukarıdakiyle aynı şey değil. Milliyetçilikle örtüşebilen ve örtüşmesi gerekmeyen yanları var. Irkçı da aslında çoğu halde bir millet tasavvurundan söz ediyor. Ama esas aldığı veya yücelttiği birim, ırkçı olmayan (diyelim ki kültürel) milliyetçilikten farklı olarak devlet tarafından korunan bir pazar içindeki insanları millet tanımı altında birleştirmiyor da, temel birimin veya temel birim tasavvurunun ölçütü olarak deri rengi, bireylerin anadili, etnik köken gibi unsurlara dayanıyor.

Kendilerine milliyetçi diyenlerden olsun, kendini milliyetçilik karşıtı olarak tanımlayanlardan olsun; düpedüz ırkçılardan veya “haşa, ırkçılık bizden ırak” diyenlerden olsun bu gibi konularda bilimsel bilgi edinmek, dinlemek istemeyen çok sayıda insan var. Cehaletin huzur verici yanı çok işlenmiş konudur. Yine de “okumak gözlere zarar verir” gibi tevatürü bir yana koyup, konuyu biraz icelemeyi herkese öneririm. Bu yazı bakımından genel giriş bu kadar.

Son zamanda çok dikkatimi çekiyor, konumunu milliyetçilik karşıtı olarak ifade eden; kendini liberal, özgürlükçü, solcu, sosyalist diye tanımlayan veya bu kategorilere denk düşen çok sayıda kişi düpedüz milliyetçi bir dil kullanıyor. Benzer şekilde kendisini “ırkçı” diye nitelemeyecek, en azından ortalık yerde böyle yapmayacak bazılarının dili, ırkçılığı ele veriyor.

Uzun uzun milliyetçi, ırkçı dil anlatacak değilim. Milliyetçiliğe ve ırkçılığa denk düştüğünü gördüğüm iki söyleyiş üzerinde duracağım.

İlki, milliyetçiliktir: Bir milletten veya milliyetten veya halktan söz ederken, [xxx]ler şöyle düşünür, şöyle davranır, istedikleri budur, karşı çıktıkları şudur gibi konuşmak. (Kapitalizmle birlikte ortaya çıkan millet olgusunun bile öncesine, ortaçağ bölünmüşlüklerine kadar giden kökleri vardır bunun; kavimlerin, bölgelerin, kentlerin, hatta yakın köyler ahalisinin kendilerini yücelten, diğerini yeren ve aşağılayan ifadeleri, fıkraları, öyküleri, söz kalıpları oralardan gelir; o kısma girmiyorum).

Somutlamak bakımından örnekler: “Kürtler AKP’yi onaylıyor/onaylamıyor.” “Türkler AKP’yi onaylıyor/onaylamıyor.” “Türkler Avrupa Birliği’ni destekliyor/desteklemiyor.” “Kürtler Türkiye’den ayrılmak istiyor/istemiyor.” “Türkler Kürtlerin haksızlığa uğramasını umursuyor/umursamıyor.” “Kürtler merttir/düzenbazdır.” “Türkler merttir/düzenbazdır.” “Kürtler silahsız insana silah çekmez.” “Türkler kan içicidir” vb. vb.

Sanırım neden söz ettiğim açıktır. Bu gözle bakın, ne “umulmadık” kişilerin ağzında, yazılarında göreceksiniz bu kalıpları. Oysa ne Türkler ne Kürtler bu bakımlardan yekpare değil.

Aslında yukarıda değindiğim kalıp söyleyiş de, içeriğine bağlı olarak, zaman zaman ırkçılığa varır, varıyor da. Ama tasnifte kolaylık olması bakımından onu bu yazı çerçevesinde milliyetçilikle özdeşleştirip, ırkçı kalıba gelelim.

İkincisi, ırkçılıktır: Bu çeşitte, yazan/söyleyen [xxx]ler demekten de vazgeçmiştir, bütün bir millet/milliyet/halktan söz ederken, tekil olarak [xxx] demeyi fazlasıyla yeterli bulmaktadır. Birinci çeşit kadar sık rastlanmaz ve dili böyle kullanan kişinin kendisini ırkçı değilse bile çok durumda milliyetçi olarak nitelediği de bir gerçektir. Kendi alt türünün milliyetçisinden bu bakımdan tepki gördüğüne pek rastlamıyorum.

Böylesi insanları dinler ve okurken aklıma hep Rauf Denktaş gelir. Elli yıla yaklaşan ömrümde, haliyle, kendisini çok dinleyip okuma fırsatım oldu. Şöyle konuşurdu: “Ruma laf anlatamzsın. Rumla görüşmek nafiledir. Rum düzenbazdır. Rum kan içicidir.” vs.

İzaha fazla gerek yok, apaçık ırkçılıktır. Bu dil, tek bir kişiyi, tekil şahsı, bir millet/milliyet/halkla eşitlemekte ve bunu yaparken de muhakkak ki o topluluğun her üyesinin bazı genetik nedenlerle aynı davranışı gösterdiğini ve göstereceğini bilvesile ve ayrıca bir laf etmeden söylemiş olmaktadır.

Benzer söyleyişe Türk ve Kürt milliyetçilerinin ırkçı türünde rastlıyorum. Bir dönem biraz meşhur olmuş bir Türk ırkçısı serseri takımının “Kürt varsa sorun var” gibi vecizelerini bilenler çoktur. Bazılarımız görmüyor veya görmek istemiyor ama Kürt milliyetçilerinin ırkçılığa meyleden veya boylu boyunca ırkçılık içinde bir kesiminde, benzer kalıbın kullanıldığına çok şahit oluyorum. Örnekleri Web üzerinde rahatça bulunabilir. “Türk hilebazdır.” “Türk yalancıdır.” “Türke güvenilmez.” “Türk Kürdü ezmezse rahat edemez.” vb. vb.

Sadece bu iki kalıba dikkat çekmek istedim. “Onun annesi Siirtli bir Araptır; bize yaramaz” gibi dehşet verici içerikler apayrı. Belki başka zaman onlara da değinirim.

Kürt milliyetçiliği tartışmasına kısa bir katkı

13 February, 2013

Ayşe Günaysu’dan çıkan ders: Kürt milliyetçiliği emperyalizmin aletidir! başlıklı yazıma Uğur Erözkan arkadaşım emek vererek bir yanıt yazmış. Sağolsun blogumda yayımlayabilme izni de peşinen geldi. Bahse konu yazının sonunda yorum gibi durmasına gönlüm razı olmadı; bağımsız bir makale olarak buraya koyuyorum. Uğur’a çok teşekkür ederim.

Kürt milliyetçiliği tartışmasına kısa bir katkı

Deniz Öğüt’ün, Fatih Yaşlı’nın yazdığı bir tvit üzerinden açtığı tartışmaya ilişkin kısa birkaç söz söylemek istiyorum. Tartışmayı özetlemeye gerek yok, asıl olarak Özgür Gündem yazarı Ayşe Günaysu’nun bir yazısı üzerinden başlamış olsa da aslında tartışılan şey Günaysu’nun kendisi değil. Günaysu’nun yazısını tartışmak için bir gerek görmüyorum. Sanırım ne Deniz Öğüt, ne Fatih Yaşlı ne de ben Günaysu’nun tartışılacak bir yanı olduğunu düşünüyoruz. Benim yapmak istediğim katkı, Deniz Öğüt’ün yazısında sorduğu şu sorulara ilişkin:

Bunu Fatih Yaşlı bilgi ve birikiminde birine hiç yakıştıramıyorum. Bir değil milyon örnekle, bilinçli seçilen, kemikleşmiş bir çizgi olarak, hem genel olarak Kürt milliyetçiliğinin hem özel olarak onun Özgür Gündem’de ifadesini bulan kanadının emperyalizmle, ABD’yle işbirliği arayışı sır mıdır? Stratejisini bunun üzerine kurması sır mıdır? Bu takımın sosyalist olmadığı sır mıdır? Dahası, yine bu ekibin sosyalizme saldırmak için, anti-komünizm için vesile yaratmakta hiç güçlük çekmediği sır mıdır?

Fatih Yaşlı akademik olarak milliyetçiliği çalışmış insan. Her ne kadar o alanda esas olarak Türk milliyetçiliğine yoğunlaşmışsa da, Kürt milliyetçiliğini de gördüğü yerde biraz olsun tanımıyor mu?

Fatih Yaşlı bunca zamandır politik mücadele içinde; bu alanda yazıyor. Kürt milliyetçiliğinin emperyalizmle ilişkilerini görmüyor mu, bilmiyor mu?

Veya bunlar görülüyor ve biliniyor ama, “PKK/BDP-Kemalist/ulusalcı-sosyalist” birliği diye özetlenebilecek zihnî uçuşmanın iki gün daha gündemde kalabilmesi için halktan ve okuyucudan itinayla veri mi saklanıyor?

Ayşe Günaysu’nun yazdıkları, Günaysu avadanlığının asli unsurları Özgür Gündem’de (ve onun temsil ettiği cephede) arızî midir esas, yapısal mıdır?

Kürt milliyetçiliğinin emperyalizme alet olduğunu söylemekten bizi alıkoyan nedir?

Deniz Öğüt’ün sorduğu sorular sol içinde kadim bir tartışmayı yeniden yapmayı gerektiriyor. Bu nedenle kısaca bu tartışmaya ilişkin bir şeyler söyleyip sonra Kürt milliyetçiliğine karşı tutum ve Kürt sorununa ilişkin doğru politika nasıl olmalıdır sorularına bir yanıt üretmeye çalışayım.

Politika her durumda en doğruyu söylemeyi kaldırır mı?
Bence tartışmada en kritik olan soru şu: “Kürt milliyetçiliğinin emperyalizmle ilişkisi biliniyor da halktan ve okuyucudan bilgi mi saklanıyor?” Bu sorunun ve yukarıdaki diğer soruların muhatabının kim olduğu, cevabı da belirler. Sorunun muhatabı kendi kişisel fikirlerini söylemekten ve yazmaktan başka bir niyeti ve düşüncesi olmayan sıradan biri mi yoksa siyaset yapma derdi ve niyeti olan biri mi? Eğer birincisi ise Deniz Öğüt’ün söyledikleri sonuna kadar haklıdır ve sorduğu sorulara verilecek yanıtlar da onun yanıtlarıyla aynı olmalıdır. Yok eğer ikincisi ise durum değişir. Çünkü siyaset yapmak olguların, gerçeklerin bazı yönlerine vurgu yapmayı; bazı yönlerine ilişkin ise “sessiz kalmayı” gerektirir. Lenin bu durumu, “çubuk bükmek” olarak tarif etmişti. “Olguları, bir siyasal niyetle yorumlamak” şeklinde kibarlaştırabiliriz; ama aslı “çarpıtmak”tır. Her gerçek, siyasal bir söylem haline getirildiğinde, az ya da çok, bir miktar çarpıtılmış olur. Eğer politika yapma eyleminin tarifi konusunda anlaşırsak diğer meselede anlaşmamız kolaylaşır. Eğer bu konuda anlaşamazsak diğer meselede anlaşmamız zaten imkansızdır. Bu nedenle ilk değinmek istediğim nokta Kürt milliyetçiliği ve Kürt sorununun “politik olarak” ele alınması gerektiğidir. Yani, bazı gerçekleri kendimize saklamamız bizi yalancı durumuna düşürmez. Peki, Deniz Öğüt’ün sorularına, bu durumda nasıl cevaplar verebiliriz?

1. Kürt hareketinin bölge siyasetinde nesnel durumu
Her şeyden önce Kürt hareketi içerisinde Ayşe Günaysu’nun da tipik bir örneği olduğu; BDP’nin yöneticilerinin büyük bir parçasını oluşturan ve her geçen gün etki alanını genişleten liberal, ABD/AB muhibi bir eğilim olduğu muhakkak. Ancak bizim işimiz Kürt hareketindeki hangi grubun ne düşündüğünü kestirmek değil, hareketin nesnel olarak bölge siyaseti içerisinde nasıl bir yerde durduğunu ve önümüzdeki dönemde nasıl bir işlev göreceğini anlamak. Her şeyden önce Kürt hareketinin 2007′deki açılım fiyaskosuyla fena halde emperyalizmin projesine teşne olmuşken hemen ardından gelen KCK operasyonu sürecinde AKP/ABD çizgisinden radikal bir şekilde uzaklaştığı açıkça görülmeli. Yeni açılım tantanasına ise mesafeli yaklaşmalarını “Osmanlı’da oyun çoktur” noktasına geldikleri şeklinde anlamak gerekir. Yine de emperyalist projeye “pazarlıkçı” yaklaşma hatasına düştükleri belli oluyor. Bunun nedeni ise kararlı bir ideolojik/politik önderlikten yoksun olmaları. Bir programın/stratejin yoksa rüzgarda bir oraya bir buraya savrulan yaprak gibi iktidar olan kimse ona doğru meyledersin. Şimdiki genel durum böyle gözüküyor. Bölgeye yönelik tek somut projeyi -her ne kadar fantastik de olsa- AKP/ABD üretiyor ve Kürt hareketi de bunu gündemine alıyor. Diyelim ki Suriye, Rusya ve İran’ın başka bir projesi olsaydı durum değişirdi. O yüzden uzun boylu tartışmaya gerek yok, bu noktadan baktığımızda Kürt hareketinin, en azından bir kısmının, önümüzdeki dönemde emperyalizmin projesine dahil olacağı söylenebilir. Bu durumda ise bölünmeden, yekpare bir şekilde kalması zor gözüküyor. Büyük ihtimalle bir kısmı -belki büyük bir kısmı- AKP/ABD barışını kabul edecek, bir kısmı ise bu projeye direnecek. Bu nedenle Kürt hareketi yekpare bir bütünmüş ve Ayşe Günaysu ya da diğer ABD/AB’ciler de bunun temsilcileriymiş gibi davranmamız bize bir şey kazandırmaz. Elbette Günaysu ve ABD/AB’ci kanat eleştirilmeli ama bu eleştiriler tümden Kürt hareketine mal edilmemeli. Bu anlamda Fatih Yaşlı’nın tvitinde yer alan “hayret” ve ardından yazdıkları anlam kazanıyor.

2. “PKK/BDP-Kemalist/ulusalcı-sosyalist birliği”
Deniz Öğüt’ün “uçuşma” olarak tarif ettiği şeye “birlik” dediğinizde uçuşma demekte haklısınız. Ancak kimse eş başkanlarından birinin Kürt hareketinden diğerinin ulusalcılardan gelen bir çatı partisi tarif etmiyor. Yukarıda sözünü ettiğimiz yarılma gerçekleşirse eğer ortaya çıkacak antiemperyalist bir Kürt hareketinin yüzünü antiemperyalist güçlere döneceği kesindir. Sosyalist sol, bugünkü durumuyla Kürt hareketinin yanına yanaşacağı bir unsur olabilir mi emin değilim. Çünkü sosyalistlerin bir siyasi gücü yok, ittifak yapmak için en elverişsiz konumdalar. Ulusalcılar ise 2007′deki kadar Kürt hareketine uzak değiller, milliyetçi yanları zayıflamış, daha cumhuriyetçi bir politik bilinç düzeyi tutturulmuş gözüküyor. En azından 29 Ekim yürüyüşünde manzara bu şekildeydi, yürüyüşte bir tane bile Kürt düşmanı slogan atılmadı (Kahrolsun PKK sloganı bile atılmadı).

3. Milliyetçiliğe karşı çıkmaktan geri durmamalıyız
Sanırım Deniz Öğüt’ün sorularına yanıt vermiş oldum. Ancak son bir noktayı vurgulamadan geçmek istemem. Ayşe Günaysu özelinde açılan tartışmadaki tutumumuz somut olarak ne olmalı? Günaysu’yu ve Kürt milliyetçiliğini yerin dibine sokup çıkarmak ama “Kürt hareketinin geneli de böyle” demekten imtina etmek. ABD/AB’ciliğe sonuna kadar karşı çıkmak; ama bu tutumu Kürt hareketinin geneline mal etmemek. Çünkü karşımızda bir sol parti/hareket yok. Ulusal harekette bin türlü unsur bir arada bulunur ve Kürt hareketinde de her çiçekten ve böcekten en az birer örnek mevcut. Bizim işimiz antiemperyalist olanlarla. Bunun için de her fırsatta “Kürt hareketi 30 senedir emperyalizmin maşası” demek hem nesnel olarak hatalı olur hem de bizim hiçbir işimize yaramaz.

Naçizane kendi fikirlerimi yazdım. Umarım derdimi anlatabilmişimdir.

Uğur Erözkan

Namuslu DNS kullanmak esastır :)))

11 February, 2013

pastebin.com’a erişimi DNS yoluyla engelleyen iktidar sahipleri elbet birgün belalarını bulacaktır! Neyse; blogu bu sefer de bu iş için kullanalım. Ne döndüğünü anlamayan okur: pastebin.com’a yapıştırdığım metni açamayan arkadaşım için bunu buraya yapıştırdım.

Twitter’da Açık Bilim @AcikBilim kullanıcısıyla yaptığımız bir tartışmayı dikkatinize sunuyorum:

Konu aysu uygur @aysuygur kullanıcısının
https://twitter.com/aysuygur/status/300964072499851266
adresindekiyle tweetinin Açık Bilim tarafından retweet yapılmasıyla başladı.

@aysuygur’u tanımam, @AcikBilim’i takip ediyorum aysu sungur yazısına da bu nedenle maruz kaldım ve şu tweeti yazdım:
https://twitter.com/Deniz_Ogut/status/301010092369780737

@AcikBilim benim tweetimi de RT yaptı.

Ardından, @AcikBilim bana yolladığı DM’de şunları söyledi (üç DM’yi birleştiriyorum ve özel bir görüşme değil anlayışlarla ilgili olması bakımından açığa yazıyorum):

“Merhaba, küfür ve ticari reklam içermediği sürece bilimsel her türlü yazıyı rt ediyoruz (mentionlar da dahil). RT etmemiz o yazıyı
“Savunduğumuz anlamına gelmez. Açık Bilim yazarları arasında da GDO ve diğer benzer konularda görüş ayrılıkları mevcuttur
“Aysu Uygur’un yazısı konu hakkında farklı ve kaynakçalı sağlam bir yazı olduğu için rt edilmiştir. Bilginize.”

Ben @AcikBilim’i takip ettiğim için oradan bana DM gelebiliyor, @AcikBilim beni takip etmediği için (etmesi gerekmiyor; durumu yazıyorum sadece) ben ona DM’de yanıt yazamıyorum. Bu yolla cevaplamış olayım. Konu anlayışla, işleyişle ilgili olduğundan bir miktar önemlidir; Açık Bilim topluluğu büyüdükçe daha da önemli hale gelir:

* “küfür ve ticari reklam içermediği sürece bilimsel her türlü yazıyı rt ediyoruz”: Hayır etmiyorsunuz! :) )) Zaten bilimsel her türlü yazıyı RT yapmaya ömür mü yeter, öyle bir hesabın takipçisi mi kalır? Yani, etmediğiniz gibi, etmeniz de gerekmiyor. Yapıyor değilsiniz ama yapma fikriniz varsa da hatalı olur.

* “… (mentionlar da dahil).”: Açık Bilim’in kendi metinde ismini anan tweetleri eğilim olarak RT yapması gibi bir anlayışı varsa bu güzel. (Bilimle ilgili olsun veya olmasın.) Uygulamadan görebildiğim de bu zaten. Zaman zaman bilimle ilgili veya ilgisiz (şakavari, mizah yolu destek vs.) tweetler RT yapılıyor. Yine de, burada da muhakkak bir ölçü, süzgeç (küfür+reklam dışında) vardır mutlaka; olması gerek. İki bakımdan: 1- İsmin anıldığı bazı unsurların RT yapılması anlamsız olacaktır, sadece Açık Bilim’in görmesi yeterlidir. 2- RT’ler belirli bir miktarın ötesine geçtiğinde, takip edenler için azap olmaya başlar ve nihayetinde insanları Açık Bilim’in kendi iletişimini sıkıntıya sokacak önlemler almaya iter.

* Tabii bilimle ilgili veya değil, isim zikredilmiş olsun veya olmasın, sanırım kişisel tercihlerle yapılan bazı RT’ler de var ki, hoş değil. Örnek:
https://twitter.com/Mikdatca/status/296704490814455809

Açık Bilim’ce RT yapılmıştı ve bende eleştirmiştim:
https://twitter.com/Deniz_Ogut/status/296713561147850753

* Elbette Açık Bilim hesabını yöneten(ler), bu inisiyatifin kendisi, RT politikasında da, istediği gibi davranır. Açık Bilim’in yapısını, işleyişini bilmem. Sadece yazdıklarını takip ediyorum ve hoşuma gidiyor. Bununla birlikte, aramızda olduğunu varsaydığım yazılı olmayan zımni anlaşmada Açık Bilim tarafına şu sorumluluk düşüyor sanki: “Bizden şu şu konularda metinler, tweetler, retweetler bekleyin.” Eh zaten Açık Bilim’den dünyanın tüm dertleriyle uğraşmasını beklemiyoruz. Her şey yerinde güzel.

* Öte yandan, tweette isim anılsa da (mention) anılmasa da, Açık Bilim tarafından RT yapılmasına gerek olmayan ama yazanın Açık Bilim hesabıyla birlikte camiasının dikkatine gelmesini arzuladığı konular olabilir. Bunlar için #AcikBilim veya #AcikBilimDikkat gibi bir Twitter etiketine (hashtag) karar verilip bunun özellikle ilk başlarda yeterince duyurulmasını öneriyorum. Böylece, Açık Bilim camiasının dikkatine bir şey sunmak isteyen o etiketi kullanır. O etiketle yapılmış tweetleri kontrol etmek isteyen de gider bakar. Bu, @AcikBilim’i gereğinden fazla RT sıkıntısından kurtarır, takipçiler için gereğinden fazla RT alma sıkıntısını azaltır, fikir paylaşmak isteyenlere de iyi bir yol olur. Söylemeye bile gerek yok, @AcikBilim bunlar arasından istediklerini yine RT yapabilir.

Beni bu önerileri yazmaya iten baştaki somut konuya, DM’den aldığım fikirlere dönecek olursam:

* “Açık Bilim yazarları arasında da GDO ve diğer benzer konularda görüş ayrılıkları mevcuttur”: Olabilir. Görüş ayrılıkları olması GDO’yu savunan her metni yaymaya gerekçe olmamalı. Bahse konu görüşleri Açık Bilim’de yazılı görürsek değerlendiririz.

* “Aysu Uygur’un yazısı konu hakkında farklı … bir yazı olduğu için rt edilmiştir”: Farklı olduğu için mi? Neyden farklı olduğu için? “Dünya düzdür”cüler de “farklı”; RT mi yapmalıyız?

* “Aysu Uygur’un yazısı konu hakkında … kaynakçalı … bir yazı olduğu için rt edilmiştir”: Çıtayı bu kadar aşağı çekmek ve gerekçe için zorlamak lüzumsuz. Yani şu satırlar için mi? :) )) :

Kaynak:
(1) Gill. RJ et al. Combined pesticide exposure severely affects individual and colony level traits in bees. Nature. October 2012
(2) Lu, Y. et al. Widespread adoption of Bt cotton and insecticide decrease promotes biocontrol services. Nature. July 2012

Yani böyle iki kaynak yazıvermek, o yazıdaki kocaman kocaman bilim değil tercih olan iddiaları, tutumları muteber mi kılacak? Bu tarz iş bilim mi oluyor? Siz yapmayın bari.

* “Aysu Uygur’un yazısı konu hakkında … sağlam bir yazı olduğu için rt edilmiştir”: Yazının sağlam olduğuna katılmıyorum. Bu işlerden anlayanların gıyabımızda hakemliği benim için yeterlidir. Daha önce yazdığım gibi: “Böyle metinler üretmeyi uluslararası tekellerin (kimya, ilaç, genetik, enerji vb.) “halkla ilişkiler”, toplumu biçimlendirme birimlerine bırakmak daha doğru. Onlar yazıyor ve yazdırtıyor zaten.” Ama, nihayetinde, bu da bir tercihtir.

* “Bilginize.”: Teşekkür ederim! :) ))

Selam ve saygılarımla,

K. Deniz Öğüt

Ayşe Günaysu’dan çıkan ders: Kürt milliyetçiliği emperyalizmin aletidir!

6 February, 2013

Yakın zamana kadar Sol haber portalı ve şimdi Yurt gazetesi yazarı Fatih Yaşlı Twitter’da şöyle yazdı: “özgür gündem’de böyle bir yazı: ozgur-gundem.com/index.php?habe…

abd'nin sesiBağlantıyı takip eden görecektir. Ayşe Günaysu’nun emperyalizm yanlısı yeni bir yazısı. Fatih Yaşlı o yönünden ele almamış ama yoğun bir iğrenme hissine kapıldığını sanıyorum. Yaşlı’nın Ayşe Günaysu’yla yeni tanışıyor olduğu gibi bir izlenim edindim; ilk karşılaşmada bu tür pisliklerin uyandırdığı iğrenme hissi daha ağır olur tabii. Malı biraz eskiden biliyorsanız, bir nevi hazırlıklı oluyorsunuz yazacağı şeye. (Uşağın cehaleti içinse Uğur Erözkan arkadaşımın F. Yaşlı tweet’ine girdiği şu, şu ve şu yorumları öneririm.) Öte yandan, Fatih Yaşlı şaşkınlığını saklamıyor. Şaşkınlık ise Özgür Gündem’e yönelik. Tweet‘in ana yönelimi bence bu. Fatih Yaşlı Twitter’ın dar alanında adeta acı içinde şöyle bağırıyor: “Nasıl olur da Özgür Gündem’de böyle bir yazı yayınlanır!”

Bu noktayı önemsiyorum. Döneceğim. Öncelikle Ayşe Günaysu hakkında bir çift söz:

Bu blogu açtığım ilk aylarda, Aralık 2006′da, şunu yazmıştım. Koskoca altı küsur yıl geçmiş. Yaşlanıyoruz! Neyse.

Bu altı küsur yılda nispeten değişenler, nispeten aynı kalanlar olmuş.

Red dergisi bir şekilde yine var ama 2006′daki yayıncılık iddiasında değil. Kerem Kabadayı fikren olumsuz yönde hayli değişmiş. (O dönem tanıştığım Kerem’i özlemle anıyorum.) Ayşe Günaysu ile ben ve Hakan Gülseven, öyle sanırım ki, ana çizgimizi muhafaza ediyoruz. Kürt milliyetçiliğinin Özgür Gündem’de ifadesini bulan kanadı da esas olarak aynı çizgide.

2006′daki kısa yazımda Red dergisini işaret etmekle yetinmiştim.

Daha geçenlerde, 15 Ocak 2013′te, yazdığım bir tweet‘te altı küsur yıl aradan sonra, bir lüzum üzerine, ikinci kez Günaysu’ya değindim. Yine Red yazısını hatırlattım. Ama bu kez Red’in konuyla ilgili sayfalarını pdf biçeminde de sundum. İlgilenenler Red dergisi Web sitesinin Eski Sayılar sayfasından külliyata erişebilir. (Arşivi böyle sundukları için Red’cileri kutlarım; gelişkin bir tutumdur; Türkiye’de çok sık rastlanmıyor. Vesileyle, Red’e önderlik edenlerden ve teknik işleri de çekip çeviren Hakan Gülseven arkadaşıma selam ederim; o da Yurt gazetesinde köşe yazarıdır; Fatih Yaşlı’yla görüşmeleri oluyorsa, Ayşe Günaysu hakkında tatlı tatlı anlatacakları olur mutlaka.)

Daha özete gerek yok. Okuyan görür. Belli mi Ayşe Günaysu’nun emperyalizmle irtibatı, anti-emperyalistlere, devrimcilere, sosyalistlere azgınca saldırdığı? Arsızlığının evveliyatı? Belli.

Ne zamandan beri? Daha eskisine hiç girmeden, en azından 2006′dan bu yana diyelim. (İlk blog yazımda Günaysu’nun -Özgür Gündem zeminindeki- ahlaksız tutumlarını zaten bildiğimi yazmışım; şu anda hatırlamıyorum o yazılarını; ama merak edip arşiv bakan olursa bulacaktır; ben öyle bir merakta değilim.)

2006′da Red yazısı çıkmış. Tweet‘te yazmamıştım, ahlaktan söz ettiği yazı 15 Ocak 2013′te Özgür Gündem’de yayınlandı; marksist.org adlı malum site bir gün sonra iktibas etti.

Ayşe Günaysu’nun soluklu, istikrarlı, zamana yayılan biçimde neyi savunduğunda bir şüphe var mı? Yok.

Peki, Ayşe Günaysu’nun hangi bağın gülü olduğunda bir şüphe var mı? Nasıl olsun ki: Sene 2006 Özgür Gündem, sene 2013 Özgür Gündem!

Günaysu’ya sadece Özgür Gündem’in “baş tacısan” demediği, bu şahsın marksist.org’ca da pek beğenildiği belli mi? Belli.

Geçiyorum. Dönelim, Fatih Yaşlı’nın hayret içeren tweet‘ine:

Ayşe Günaysu’yu tanımayabilirsiniz. Önemli bir insan da değil zaten. İşte, Özgür Gündem’de bu tip işlere yarıyor. Bilmeyen çoktur. Zaten, Yaşlı da Günaysu’ya bir şey yazmamış. Dediğim gibi, hayreti Özgür Gündem’e yönelik.

Bunu Fatih Yaşlı bilgi ve birikiminde birine hiç yakıştıramıyorum. Bir değil milyon örnekle, bilinçli seçilen, kemikleşmiş bir çizgi olarak, hem genel olarak Kürt milliyetçiliğinin hem özel olarak onun Özgür Gündem’de ifadesini bulan kanadının emperyalizmle, ABD’yle işbirliği arayışı sır mıdır? Stratejisini bunun üzerine kurması sır mıdır? Bu takımın sosyalist olmadığı sır mıdır? Dahası, yine bu ekibin sosyalizme saldırmak için, anti-komünizm için vesile yaratmakta hiç güçlük çekmediği sır mıdır?

Fatih Yaşlı akademik olarak milliyetçiliği çalışmış insan. Her ne kadar o alanda esas olarak Türk milliyetçiliğine yoğunlaşmışsa da, Kürt milliyetçiliğini de gördüğü yerde biraz olsun tanımıyor mu?

Fatih Yaşlı bunca zamandır politik mücadele içinde; bu alanda yazıyor. Kürt milliyetçiliğinin emperyalizmle ilişkilerini görmüyor mu, bilmiyor mu?

Veya bunlar görülüyor ve biliniyor ama, “PKK/BDP-Kemalist/ulusalcı-sosyalist” birliği diye özetlenebilecek zihnî uçuşmanın iki gün daha gündemde kalabilmesi için halktan ve okuyucudan itinayla veri mi saklanıyor?

Aynı soruyu Ahmet Meriç Şenyüz’e de sormak isterim. Fatih Yaşlı’yla önemli ortak noktaları olduğunu çeşitli zeminlerde yazılanlardan biliyorum. Yine de, Yaşlı’nın söz ettiğim tweet‘ine girdiği yorumda, Ayşe Günaysu için “@fatih_yasli görevli bir arkadaştır kendisi ben de majestelerinin solu yazısında bahsetmiştim zatı alilerinden” demek fazla bir şey ifade etmiyor ki. Söz ettiği yazısı sanırım şudur. İyi yazı. Metinde “Özgür Gündem yazarı Ayşe Günaysu” da bir cümlelik yer bulmuş. Tamam. Ama şimdi ne dediğimizi açık söylemeliyiz. Fatih Yaşlı’nın tweet‘inde sezdirilen inanamazlık haline bir yanıt vermeliyiz. Ayşe Günaysu’nun yazdıkları, Günaysu avadanlığının asli unsurları Özgür Gündem’de (ve onun temsil ettiği cephede) arızî midir esas, yapısal mıdır?

Sorunun çok kısa, açık, net olduğunu düşünüyorum. Aynı netlikte yanıt almayı ne çok isterim.

Bunların üzerinden atlayarak, bu soruları görmezden gelerek nereye, nasıl ilerleyeceğiz?

Ama ben bunları tartışakoyayım, Fatih Yaşlı söz ettiğim tweet‘inin ardısıra, açıktır ki aynı konunun bir devamı olarak, bir tweet daha yazmış ve, heyhat, hiç umulmadık bambaşka geri noktalara çekilmiş: “abd elçiliğine saldırı üzerinden anti-emperyalizm eşittir milliyetçilik, türkiye solu eşittir milliyetçi denklemi kurgulamak saçmalığı.”

İnanasım gelmiyor; karşı cephe işi nereye ilerletmiş sen “vallahi anti-emperyalizm milliyetçilik demek değildir; Türkiye soluna milliyetçi dememek lazım; bu denklemler saçma” sularındasın.

Herkes her şeyi biliyor. Bilimsel ikna işi değil bu. Senin çanına ot tıkamaya çalışıyorlar. Paralize etmek, kıpırdayamaz hale getirmek istiyorlar.

Ayşe Günaysularla, emperyalizm aletleriyle bu üslupla mı mücadele edilecek? Yoksa cepheden mücadele değil de “hem birlik hem eleştiri” sürecinde miyiz? O zaman bu yazıyı baştan, ekleriyle birlikte, Günaysu’nun ne idüğünü iyice anlayarak bir kez daha okumayı öneririm.

Bizi bunların emperyalizmin maşası olduğunu saptamaktan, bunu söylemekten ve ona göre tutum almaktan alıkoyan nedir?

Kürt milliyetçiliğinin emperyalizme alet olduğunu söylemekten bizi alıkoyan nedir?

13 Şubat 2013′te eklediğim not: Uğur Erözkan arkadaşımın bu yazıya yanıtını Kürt milliyetçiliği tartışmasına kısa bir katkı başlığıyla bu blogda bulabilirsiniz.

IT’de emperyalist propaganda ve muhalifin oltaya gelme örneği: Citizen Lab’ın Planet Blue Coat raporu

4 February, 2013

sığır ve otBu yazıyı yazmama vesile olan konu Türkiye bağlantılı. Kaynak yazıların tam adını adresini vermeden önce, benim konuyu öğrenme sürecimi yazacağım. Böyle yapacağım çünkü belirli bir sol/muhalif kesimin konuyu bu sıralamadaki ilk aşamalardan “öğrendiği”ni ve ötesine geçmediğini ve dolayısıyla hayırsız merkezlerce üretilen “bilgi”yi aslında bu merkezlere karşı olan/olması gereken/olduğu varsayılan/objektifliğine güvenilen kişi ve zeminlerden alıp, teknolojiyle ilgili çok işte olduğu gibi, detayını/nasılını/dinamiklerini/aslını astarını kurcala(ya)madan hap gibi yuttuğunu düşünüyorum.

Konu öncelikle “sosyal medya”da, adlı adınca Twitter’da, dikkatimi çekti. Elbette ilk olarak “takip ettiğim” ve fikren kendime yakın bulduğum/güvendiğim hesaplar üzerinden. Bir haberi tweet veya retweet yapmanın o habere, haberin her unsuruna kefil olmayı gerektirmediğini bilecek gelişmişlik düzeyindeyim. Yine de, belirli konularda kendilerine güvenilen/kulak verilen kişi ve kurumların etkilerini sorumlulukla kullanmalarını tercih eder ve öneririm.

Çok kişi, konuyu bu güvendikleri “tweet”lerden “öğrenir” ve orada bırakır mı? Evet, öyle yapar.

Ben o kadarıyla yetinmedim. Biraz daha ilerledim. Öncelikle körlemesine, el yordamıyla. Muhakkak ki muhtelif haber izleme yol/yöntemlerimin, alışkanlıklarımın, çevremin etkisiyle.

Böylelikle Sol haber portalının konuyla ilgili Türk Telekom e-postanızı mı okuyor? haberine denk geldim. Sizin de okumanızı ve izleniminizi bir kenara not etmenizi öneririm.

Sol portala güvenen epeyce bir kişi de konuyu böylelikle “öğrenir” ve işi orada bırakır mı? Evet, öyle yapar.

Sol portal haberinde kaynağa atıf yapılmış; bu güzel. Kaynaktan, bu özel konuyla ilgili kısım alınmış gibi. Olabilir. Peki, bir de şu kaynağa gidelim. Yani, Hürriyet’te yayınlanan Tolga Tanış’ın köşe yazısına.

Önce, yazarın başka tarihli, başka bir yazısına denk geldim sandım. Değilmiş; doğru yerdeymişim. Yazı şu: Türkiye Şanghay’a girerse… Twitter’da dönen, Sol’un aldığı kısım da yazının içindeymiş.

Okuyan görür, yazı baştan aşağı bir siyasi tercihi (Batıcılık) propaganda etmek için yazılmış. Yazar “bizim konu”yu temel fikrini güçlendiren güncel bir örnek olarak kullanmış. Bu yazıda o sulara pek girmek niyetinde değilim; konu balon yapmasın; ama şu kadarı: Benim düşmanım emperyalizmdir. Tolga Tanış’ın ifadesiyle “ABD ve AB’nin oluşturduğu Atlantik Grubu”dur, bu anlamıyla emperyalist Batıdır. Türkiye bu cephenin uşağıdır. Oradan kopmalıdır. NATO’dan çıkmalıyız. Türkiye’nin NATO’cu, emperyalizm aleti yöneticilerinin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne katılmak gibi bir niyet ve planı yoktur. Şanghay İşbirliği Örgütü dünyamız için çok hayırlı bir işlev görüyor. Dostluğum, sempatim, iyi dileklerim Şanghay’a.

Dönelim konumuza. Twitter’daki İnternet özgürlüğü ve akraba konularla ilgilenegelen ama genel bir siyasi tutum -farklılıklarından dolayı- atfedilemeyecekleri bir yana koyup Sol portala geleyim:

Emperyalist propaganda/anti-emperyalizm konularında çok geniş bir ortaklığım bulunan Sol portalın, “özel konumuz”la ilgili parçayı alırken nasıl olup da Tolga Tanış yazısının bütününün neden bahsettiğini gözardı ettiğini, buradan bir uyarı sinyali almadığını çok merak ediyorum. Sol haberinde Tolga Tanış’tan yapılan doğrudan alıntı doğal bütünlük biriminin, paragrafın, sonuna sadece bir cümlecik ilerletilse -cümle itinayla dışta bırakılmasa- bile karşımıza şu çıkacaktı oysa: “Ama Şanghay’a girilsin; bunların hiç önemi kalmayacak. Çünkü Şanghay’daki kimse ayıplamayacak!”

Bunu da uzatmıyorum; uğraşmaktan sıkıldığım bir alandır; herkesin haber üretme tarzı kendine ait.

Hürriyet’ten Tolga Tanış’ın yazısı dört dörtlük emperyalist propaganda örneğidir. Bizim “özel konu” içinde olmasa bile o yanıyla ilgiye değerdi. Ama biz özel konuya merak saldık. Oradan yürüyoruz. Tanış yazısında kaynağına genişçe atıf yapmış: Citizen Lab ve onun önde gelen bir üyesi olan Jakub Dalek. Dalek’le özel yazışması olmuş ama o da Citizen Lab’ın bir raporu üzerine. Yani Citizen Lab bu konuyu yazmış. İyi; o zaman onu bulalım.

Rapor şu olmalı: Planet Blue Coat: Mapping Global Censorship and Surveillance Tools. Web sayfasında pdf biçeminin doğrudan bağlantısı da var.

Bu noktada şunu belirmeliyim: Citizen Lab ismiyle/örgütüyle yeni karşılaşıyor değilim. Kanımca ya doğrudan emperyalist amaçlara hizmet için kurulmuştur veya öyle bir yapısı, bakışı var/oluşmuş ki sık sık o amaçlara hizmet eder konuma düşüyor. Zaman içinde aldığım notlar bir yerlerde olmalı. Yine de, Citizen Lab uzmanı değilim. Bu kısmı da genişletmiyorum. Elimizdeki örnek de dediğim yöndedir zaten ve başka örneklerle birleştirilmeden de kendi başına açıktır, açıklayıcıdır.

Citizen Lab, bağlantısını verdiğim, Tanış’a da başlangıç teşkil eden ve dalga dalga dostlarımızı etkileyen raporunda şunları diyor (İngilizce orijinalini veriyorum; alıntılar sonrası ne yaptıklarını Türkçe anlatacağım):

The scanning and validation process yielded 61 Blue Coat ProxySG devices and 316 Blue Coat PacketShaper devices located all over the world. Of these, we identified 11 ProxySG and 50 PacketShaper devices on public or government networks in countries with a history of concerns over human rights, surveillance, and censorship.

We identified ProxySG installations in the following countries of interest: Egypt, Saudi Arabia, Kuwait, the United Arab Emirates, and Qatar. We have also noted that Shodan has reported Egyptian ISP Nile Online as having a ProxySG installation as recently as August 2012, although we were unable to identify it in our testing. Nevertheless, we have decided to include it in our results because of its recent detection by Shodan.

We discovered PacketShaper installations in the following countries of interest: Afghanistan, Bahrain, China, India, Indonesia, Iraq, Kenya, Kuwait, Lebanon, Malaysia, Nigeria, Qatar, Russia, Saudi Arabia, South Korea, Singapore, Thailand, Turkey, and Venezuela. We were able to visit these hosts and confirm that they were running the product. Bahrain is the only exception; however, Shodan has reported the presence of a PacketShaper installation as recently as December 31, 2012.

Map of BlueCoat worldwide deployments in countries of interest.

Anahtar ifadeler “…devices located all over the world” (… araçları tüm dünyada konumlandırıldı), “in countries with a history of concerns over human rights, surveillance, and censorship” (insan hakları, izleme ve sansür endişeleriyle ilişkili ülkelerde), “in countries of interest” (ilgi alanındaki ülkelerde).

Citizen Lab’ın anlattığı/yaptığı şu:

Şu şirketin donanım ve yazılımdan oluşan şöyle şöyle araçları var. Bu araçların şöyle sakıncalı işler için kullanılma olasılığı var. Bu araçlar bütün dünyada kullanılıyor. Biz bütün dünyayı bir kenara koyuyoruz, bazı kötü ülkeler belirliyoruz ve söz konusu araçların bu kötü ülkelerde kullanılıp kullanılmadığına bakıyoruz. Mucizevi biçimde, örtüşmeler elde ediyoruz. Size zorluk olmasın diye bu örtüşmeleri harita haline bile getirdik!

İyi mi! Peki, “bi siktir git” lafı, burada da kullanılmayacaksa, ne için var?

“İlgi alanındaki ülkeler”i filtrelemese sana dünya haritasının tümünü sunması lazım. Ama öyle yapmıyor da, bambaşka ölçütlerle, süreçlerle, önceden oluşturulmuş “lanetliler listesi”nden bu özel -ama evrensel olduğu anlaşılan- durumla çakışmayı gösterip bunu hokkabazlıkla o özel duruma has harita diye sunuyor. Hacım, senin yaptığın, vesile yaratıp, “lanetliler listesi”ni haritada bir kez daha işaretlemek sadece! O araçları kullanan -diyelim- emperyalist ülkeleri işaretlesek, bu defa emperyalizm haritası çıkacak! Senin keyfin o türlüsünü çekmiş!

Neden işi biraz daha basitleştirip, misal ifconfig komutuna veya daha iyisi bilgisayara erişimi olan lanetlileri listelemiyorsun?

Sığır bile her önüne atılanı mideye indirmez. Ot seçer. Sığırdan farkımızı her verileni yemekte mi bulmaya çalışıyoruz?

Not: Bahse konu özel araçların ne işe yaradığı, yarayabileceği gibi konulara hiç girmedim. Bilmiyorum da. Aklı erenler düzgün, mantıklı bir bakışla ele alırsa yararlanırız. Ağa ilişkin en temel araçların -herhangi bir masaüstü dağıtımıyla varsayılan olarak gelenlerin bile- istenirse kısıtlayıcı/izleyici/”kötü” yönde kullanılması mümkündür. Araçlar geliştikçe mukakkak ki yapılabilecek kötülüğün büyüklüğü artar. Yine de, araçların o özel kötülük için mi üretildiği yoksa “kullanılsa öyle de kullanılabilir” mi dediğimiz apayrıdır. Fiilen belli bir yönde kullanıldıklarının kanıtı apayrıdır. Bu işler işkembeden atarak olmaz. İktidarların araçları tahakküm ve şiddet araçları olarak kullanabilecekleri ve kullandıkları şüphesizdir. En büyük tahakkümün ve şiddetin uygulayıcısı emperyalist iktidarlar, haliyle, bunları en çok kullananlardır.

Get free blog up and running in minutes with Blogsome
Theme designed by Viewfinder Design