Apple’ın her donanımcıdan farkı

27 January, 2012

Ortun Kartın arkadaşımız İşçilerin kanıyla üretilen iPad başlıklı yazıma yorum yaptı; teşekkür ediyorum. Şöyle yazdı: “Burada daha önemlisi Foxconn sadece iPad için mi üretim yapıyor? Yoksa her aldığımız netbook, notebook ve tablet PCnin de içindeki parçaların ana üreticisi değil mi?”

Yorumunun altına, “Son derece geçerli bir soru. Yazı sonuna bu konuya bakışıma ilişkin bir ek yazıyorum” diye not düşmüştüm. Sonra baktım, o ek epey uzadı ve epeydir yazmak istediğim bir başka mecraya girdi ve sadece o soruya yanıt olmaktan çıktı; ayrı yazı yapıyorum.

Üç maddede açmayı deneyeceğim fikirlerimi:

1- İrice kapitalistler olan donanım üreticileri
a) Tamamı bakımından, işçi emeği sömürüsüne dayanıyor zaten. Kârın başka bir kaynağı yok.
b) Bunlardan bir kısmının -elimde istatistik yok ama çok önemli kısmının diyelim- insanlığın geldiği noktadaki, kapitalizm çerçevesinde dahi uyulması “norm” sayılan, işçi hakları, üretim güvenliği ve işçi sağlığı standartlarını hiç dikkate almadan üretim yapıyor oldukları belli. Bu hallerin “haber değeri taşıyan” örnekleri ortaya çıktıkça da -eh işte- haber oluyorlar. Bu noktada, “o yapıyor da beriki yapmıyor mu” diye tartışmak anlamsız. Hepsi yapıyorsa, mesele kalmamış mı olacak? Evet, bu bir “sistem sorunu” ve aşağıda Özgür Yazılımcılar’ın günlük hareket tarzı bakımından söyleyeceklerimden bambaşka çözüm yolları var; işlerin böyle yürümemesi gerektiğini düşünen kişilerin, işlerin değişmesinden çıkarı olan sınıf ve kesimlerin takip etmesi gereken yol ve yöntemler var; o tamamen ayrı tartışma.
c) Ama yine de, donanım üreticilerinin bazıları, veya zaman zaman bazıları, işçi düşmanı özellikleriyle öne çıkıyorlarsa, onlara da, “sistemin değişmesini” beklemeden, “özel ilgi” göstermek lazım. Öyle yapmak lazım ki, bu düzende de, demokratik haklardan, işçi haklarından geri gidilmesin ve yeni bir dünya için kuvvet alacağımız zeminler zayıflamasın. Apple çok çıkıyor karşımıza, bu özellikleriyle. Var bir bozukluk bu şirkette; özel bir bozukluk var.

2- Özgür olan veya olmayan yazılımla ilgilenen kişilerin, yazılım üretme veya ondan keyif alma araçlarının da kimler tarafından, ne pahasına, nasıl üretildiğine ilişkin gerçeklere başka şeylere olduğundan daha fazla kulak kabartması doğal.

3- Blogumda dünyanın her sorununu çözmeye çalışmıyorum. Zaman zaman bazı siyasi ve ideolojik çeşitli konulara temas etsem de, her konuya değiniyorum sayılmaz ve zaten yazdığım yazı sayısı da pek az. En çok Özgür Yazılım’a ve haliyle karşıtlarına değiniyorum. Bu çerçevede, özellikle son dönemde, Steven Jobs öldükten sonra diyelim, Apple’a, bu şirketin ürünlerine ve işleyişine dair daha yoğunlukla yazdım. Yazdıkça da açılıyorum belki ve bu özel konuda daha da yazacağım gibi duruyor. Benim notlarım bitmiyor, Apple’ın her gün yeni bir insanlık düşmanı eylemi ortaya çıkıyor.

Yukarıda değindiğim bir önceki yazım da, bu dediğim özel merak çerçevesinde hazırlandı.

Steven Jobs öldükten sonra, burjuva basınından, dünya egemenleri kanadından güzellemeler ve sümük-mendil sesleri yükseldi. Beklenen şey. Geniş kitlelerden bu soytarılığa kapılanlar da çok oldu. Hüzün verici ama çok beklenmedik iş değil. Düzen sırf sopayla yürümez, ikna ve ideolojik hegemonya şarttır; buna bile ikna ettiler çok zavallıyı. Nihayetinde, adam için ağlayan da çok oldu ve şirketinin bokunda boncuk bulan da çok oldu. Tamam.

Ama bir de şu oldu: Yolu Özgür Yazılım’la bir şekilde kesişmiş, hatta belki kendisini “Özgür Yazılım destekçisi” olarak tanımlayan kimi insandan da, kendisini insanlığın, emeğin özgür geleceğinden yana tanımlayan kimi insandan da Jobs ağlaşması, Apple güzellemesi duyduk.

Apple benim için herhangi bir donanım üreticisi değil. Donanımla birlikte sahipli yazılım üretiyor/satıyor ve Özgür Yazılım’ın önündeki en büyük engellerden biri. Benim düşmanım. Donanım alanında, yazılımdaki gibi bir özgürlük hareketi yok elbette, işlerin doğası çok farklı, donanım konusu yukarıda söz ettiğim “sistem” çözümüne bağlı büyük ölçüde ama yazılımdaki özgürlük hareketi, bugünden çok ileri mevziler elde etme olanağına sahip ve elde ediyor da.

Dolayısıyla, bu mücadelenin içindeyken, ben, Özgür Yazılım’ın hedeflerine, düşmanlarına her zaman ayrı bir dikkat göstereceğim. Göstermeye gayret ediyorum. Sahipli yazılımın ağababalarından biri, aynı zamanda meyve suyu üretiyorsa, o meyve suyunu içmeyeceğim örneğin. Donanım üretiyorsa, almayacağım. Hele hele, donanımla birlikte yazılımı da otomatiktan veriyorsa, hiç almayacağım. O hayali meyve suyunun içinden böcek çıkıp çıkmadığını özel olarak kontrol edeceğim; diyelim.

Her şirketin işçi düşmanı yüzünü ve uygulamalarını göz önüne sereceğiz mutlaka ama ben, kişisel olarak, bu söz ettiğim sahipli yazılım devleriyle ayrı bir uğraşacağım; gücüm yettiğince. Bu heriflere karşı karınca kararınca kampanya yapmaya çalışıyorum; çalışıyoruz.

Uzakdoğudaki her fabrikadaki işçi ölümü içimi sızlatır. Bunları blogumda yazmıyorum. Hangi birini yazayım? Ama Apple’ınkileri yazacağım. Biz de bu alanda özelleşelim, oldu olacak.

Arkasından gözyaşı döktükleri şahıs neyin nesiymiş, kurduğu tezgah nasıl işliyormuş, herkes biraz daha ve bir kere daha anlasın; fena mı?

Her uygun fırsatında, bunların tezgahlarına ve mezarlarına tüküreceğiz. Onlar bizi boğmak istiyor. Beceremezler. Biz onları boğacağız.

İşçilerin kanıyla üretilen iPad

Sol Haber Portalı’nda 27 Ocak 2011 tarihinde yayınlanan iPad ‘kural tanımaz’! başlıklı yazının spotu ve ilk paragrafı şöyle:

The New York Times gazetesi Apple’ın Çin’deki tedarikçilerindeki çalışma koşullarını tartışmaya devam ediyor. Elektronik tekeli tedarikçileri düzenli olarak denetlediğini ve bir iş ahlakı tüzüğüne tabi kıldığını söylese de yüksek kârı bütün değerlerin üzerinde tutuyor.

The New York Times gazetesi başta Apple olmak üzere tüketici elektroniği üreten firmaların Çin’deki tedarikçileriyle ilişkilerine ve bu ülkedeki çalışma koşullarına ilişkin yazı dizisine dün de devam etti. Çengdu’da iPad çerçevesi üreten bir fabrikada gerçekleşen patlamanın hikayesiyle başlayan 25 Ocak tarihli yazı, Apple gibi uluslararası tedarik zincirleriyle üretim yapan elektronik tekellerinin kurallı çalışma ve iş güvenliği ilkelerinin sistematik bir şekilde ihlal edilmesini nasıl görmezden geldikleri hakkında çarpıcı veriler sunuyor.

Haber uzun, özenle hazırlanmış ve dileyen devamını yayınlandığı yerde okuyabilir.

Biraz baktığımda, Sol’un söz ettiği gibi bir yazı dizisinden ziyade, 25 Ocak’ta The New York Times’ın Web sürümünde ve 26 Ocak’ta da gazetenin New York baskısında -sanırım biraz değişiklikle- yayınlanan tek bir yazı varmış izlenimi edindim. Belki benim göremediğim başka bir şeyler vardır bir yerlerde. Web’de bulabildiğim -kaynak?- İngilizce yazı şuradadır.

Twitter’dan ülke temelli sansür

twitter sansürSol Haber Portalı’nda yayınlanan Twitter artık ülke ülke sansürleyecek! haberinin spotu şöyle: “Twitter, sansürde ustalaşıyor. Şirket, bundan sonra her ülkede, o ülkenin devleti isterse ya da o ülkedeki yasalara aykırı durumlar varsa lokal sansürlemeler yapacak.”

Habere temel oluşturan ve “Tweetler yine devam etmeli” gibi patetik bir başlıkla verilen resmi Twitter blog yazısı, şurada.

theaustralian.com.au sitesinin AP mahreçli haberindeyse, Twitter’ın izlediği yolla Google’ın izlediği yol arasındaki benzerliğin tesadüfi olmadığı, Twitter hukuk işleri sorumlusu Alexander Macgillivray’ın, geçmişte Google için çalışırken, o şirketin sansür politikalarını da biçimlendirdiği yazıyor.

Mozilla Vakfı: “SOPA ve PIPA’da güzel haber. Teşekkürler. Mücadeleye devam!”

21 January, 2012

18 Ocak 2011 günü, ABD’de yasalaştırılmaya çalışılan SOPA ve PIPA tasarılarına karşı, “tarihin en büyük İnternet eylemi” olarak tanımlanan protestolar yapıldı. Türkiye’de de, aynı gün, bu çerçevede site karartmalarına gidildi.

internet-tutulmasiÜyesi olduğum Linux Kullanıcıları Derneği, dernek çalışmalarının yürütüldüğü üyelere özel alan dahil olmak üzere, lkd.org.tr, linux.org.tr, seminer.linux.org.tr, gezegen.linux.org.tr, tuxweet.linux.org.tr gibi bütün Web alanlarını kararttı ve bu alanların alışılmış içeriklerine ulaşılamadı. Sitelere, Türkiye’de protestoya önderlik eden merkezin hazırladığı, bu sayfaya aldığım görselle birlikte konuya kısaca dikkat çeken cümleler ve protestonun Türkiye merkez Web alanına bağlantı yerleştirildi.

site_karartılmıştırBen de, blogumu bir günlüğüne kararttım ve uygun gördüğüm, metin içeren bir görsel yerleştirdim.

Mücadelenin asıl sahnesi olan ABD’de; en.wikipedia.org, Wordpress ve Mozilla Vakfı’nın katılımı ve önderliği, 18 Ocak eyleminin başarısı bakımından belirleyici oldu.

Free Software Foundation da, sitesini karartanlar arasındaydı.

Şu veya bu şekilde temasım olan, kendimi karar ve eylemleriyle bir şekilde bağlı saydığım bu örgütlerin yaptıklarıyla, elde ettikleri başarılarla gurur duyuyorum; camialarının bilinci, yüksek ahlâkı, mücadele azmi insanlığın güzel geleceğine olan umutlarımı çoğaltıyor.

Linux Kullanıcıları Derneği’yle gurur duyuyorum. 18 Ocak’ta bunu bir kez daha derinden hissettim. LKD önderliğine de protestoya çok güzel, ikirciksiz, tüm gövdemizle katılmamızı sağladıkları için teşekkür ediyorum.

18 Ocak protestosunu Türkiye’de yaygınlaştırmaya gayret eden önderlere de saygı ve sevgilerimi yolluyorum.

18 Ocak’ın hemen öncesinde Mozilla Vakfı’na, bu süreçte kendilerine desteklerimi belirten ve konunun devamından beni haberdar etmelerini dileyen bir kayıt bırakmıştım.

Mozilla maskot ve logoMozilla Vakfı’ndan bugün aldığım “Bunu siz başardınız” konulu e-postanın çevirisini dikkatinize sunuyorum:

Merhaba Deniz,

Çok iyi bir haber: Bu sabah, [ABD] Kongre liderleri Stop Online Piracy Act ve PROTECT IP Act oylamalarının ikisinin de ertelendiğini duyurdu!

Açıktır ki bunu sizler başardınız.

Bu hafta, 13 milyondan fazla kişi bu korkunç yasama faaliyetlerine karşı sesini yükseltti ve hiç şüphesiz alınan sonucu sizlerin protestosu ve eylemi sağladı.

Mozillacıların bu hafta yaptıklarına ilişkin harika sayıları görmek için şu blog yazısına bakabilirsiniz ve İnternet çapındaki istatistikleri de şurada bulabilirsiniz.

Bu konuda gelecekte yapmamız gereken daha fazla iş olacak -bu mücadele bitmedi- ama şimdilik: Teşekkür ederiz.

Ben

Not: Bu işi sizin gibi insanların parasal desteği olmadan yapamazdık. Karşımıza bir sonra çıkacak şeye hazırlanmamız için 5 $ veya daha fazla bağış yapmanız mümkün mü?

Ben Simon
Join Mozilla Lead
[”Mozilla’ya Katıl” Lideri]
Mozilla Vakfı

Üç kişi birleşip sunucuya girmek!

17 January, 2012

Blogumu üzerinde tuttuğum şirket, “artık işi kapatıyoruz” demiş, tesadüfen öğrendim. Ben kendilerinden razıydım; sağolsunlar bunca yıl reklamsız meklamsız işimizi gördüler. Wordpress temelli bir şeydi zaten, dosyaları dışa aktarıp, ne olur ne olmaz diye, Wordpress.com’dan bir yer edindim. İçe aktardım. Buraya kadarı sorunsuz oldu. Wordpress.com’a da teşekkürlerimizi yolluyoruz, iyi iş yaptıkları belli. Ama kısıtlar var tabii. Wordpress’i kendi sunucunda çalıştırmak gibi değil, mutlaka. Kısıtlamaların bir kısmı ilkesel (özellikle güvenlik kaygılarıyla), bir kısım kısıttan kurtulmak için para ödüyorsunuz… vs.

Linux Gezegeni için de, başka her iş için de, yeni bir blog yeri bulmam gerektiği açık. Ama bu tip adresleri iki günde bir değiştirmek istemediğim için, “ne yaparız, ederiz” diye düşüncelere dalmıştım. Blog hizmeti veren yüzlerce yer var ama a) Kullanılan yazılım özgür olması b) Ciddi bir yer olması c) Pahalı olmaması kriterlerini birlikte düşününce seçenek pek de öyle fazla değil. örneğin şu blog işi için ben, kendi sunucumuz gibi bir çözüm ayarlayamazsam, wordpress.com’dan başka bir yer düşünmeyeceğim muhtemelen.

Belki bundan da önemlisi, e-posta konusu. Esas olarak Gmail kullanıyorum. Yaptığım işten hiç ama hiç memnun değilim. Özgür yazılım çerçevesinden düşünsen bir dert, kendinin ve senle iletişime geçen herkesin bilgilerini, mahremini tekel benzeri bir yapının eline teslim ettiğini düşünsen başka bir dert, onu kullanmanın dahi o tezgahın genişlemesine hizmet ettiğini düşünsen başka bir dert… Bunların çözümü olarak, e-posta iletişimini kendi sunucuma taşımaktan başka bir yol gelmiyor aklıma.

Elzem olmayan ama elimde bulunsa hoşuma gidecek şeyler de var: Küçük bir FTP alanı, bir Gopher sunucusu… Bunlar için de sunucu lazım.

“Her eve lazım”lar arasına girme yolunda olan bir VPN sunucusu, herkesin işine yarar mutlaka! Bunun için de sunucu lazım.

Kısacası, yukarıda saydığım işler için, bir sunucu edinmenin iyi olacağını düşünüyorum. Sunucu(dan yer) kiralayan istemediğin sayıda şirket var. Yukarıda saydığım kriterler ve sorunlar bunlar için de geçerli. Özgür yazılım kullanmayanı var, güvenilir olmayanı var, müdahale edemediğin/sistem genelinde yapılmış ayarlara bağlı kaldığın var, uygun görmediği işi yapmanana izin vermeyeni var, çok pahalısı var…

Birkaç senedir göz ucuyla izliyorum, iki gündür yine baktım, linode.com’un bu alanda verdiği hizmet çok iyi. VPS (Virtual Private Server - Sanal Özel Sunucu?) temelinde yürütüyorlar işi. Yani, fiziksel sunuculara, masaüstü makinalara sanal makina üzerinde işletim sistemi kurar gibi, sunucular kuruluyor. Bunu bir tek onlar yapmıyor ama -anladığım- onlar bambaşka yapıyor! Bütün “ağır topların” olduğu bir yelpazeden işletim sisteminizi (dağıtımınızı) kendiniz seçiyor, sonra da ne isterseniz, bilgi ve yeteneğiniz neye elveriyorsa onu yapıyorsunuz. Kendi ifadelerine göre, yasadışı olmayan her şeyi yapabilirsiniz.

Sunucular, Türkiye’den bakarsak, yurtdışında tabii: ABD, Avrupa, Uzakdoğu. Yasal konuları da ona göre düşünmek lazım. En azından Türkiye’deki tuhaflıklarla sürtüşmek durumunda kalınmayacağı, sürtüşsen bile adamların sunucunun kapısına dayanamayacakları belli. ABD, İngiliz veya Japon hukukuna aşık değilim, ama şu gün için Türkiye kullanacağım sunucunun bulunacağı son ülke olur.

Neyse efendim, işte bu Linod kullanıcıları öve öve bitiremiyorlar aldıkları hizmeti. İstediğin dağıtımı kur, istediğin yazılımı yükle, istediğin ayarı yap, dilersen diski bölüp dağıtım denemek için, özellik/ayar denemek için kullan… İyi iş. Sorun bildirdiğinde on dakikaya kalmadan, bir insan evladı el atıp yardımcı oluyormuş! Bu da iyi.

Karar verdim, bunlardan hizmet alacağım. Sorun şurada ki, en küçük paketin (RAM 512MB, Storage 20GB, Transfer 200GB) fiyatı aylık 20 $. Dolar kabaca 2 TL desek, yılda 480 TL yapar. Bu, benim için biraz fazla gibi. Kiraladığım şeyin kapasitesi ile benim ihtiyacım düşünüldüğünde de boşa para verilmiş olacak.

Dolayısıyla, durumu ve ihtiyaçları bana benzer kafa dengi iki kişi bulursam, üç kişi birleşip sunucuya gireceğiz!

“Birlik” en temel ihtiyaç tabii ama -şimdi- konuşmak da lazım

15 January, 2012

TÜBİTAK Başkanı Yücel Altunbaşak “‘Türkiye’nin birliğe ihtiyacı var. Uçak füze diyoruz. Bunlara odaklandık. Evrim teorisine inanan var inanmayan var. Birlikteliğe daha çok ihtiyacımız var” buyurmuş. Akşam gazetesinden Çiğdem Toker’in geniş haberi, Altunbaşak’ın gazetecilerle buluştuğu sohbet toplantısının iyi bir özeti gibi. (Haberi iktibas eden bir başka kaynağa da işaret edeyim de, sonra kırık bağlantı peşinde koşma olasılığı azalsın.)

Kafa belli; uzun uzun irdelenecek yanı yok. Yalnızca, TÜBİTAK başkanının söylediği bir iki şeye daha dikkat çekeceğim. Aynı haberden:

“Artık bizim de bir Steve Jobs, Zuckerberg çıkarma zamanımız geldi.” diyesiymiş Altunbaşak. Bu şahıslara ihtiyaç hissedenlerden değilim. Ama belki de, zamanı gerçekten gelmişti de, bunu saptayacak bir Altunbaşak yoktu; artık işi oldu bilin.

“TÜBİTAK Başkanı’nın … cazip projesi …: … Batı’da bilinen ‘Elevator Talk’ programı. Program, girişim sermayesi sağlamak amacıyla, cazip bir fikrini, bir patrona, onunla asansöre çıkma süresi içinde anlatmayı başaran kişiyi ödüllendirmeye dayanıyor. Altunbaşak, proje için ünlü programcı Acun Ilıcalı’ yı aramayı düşünüyor.” Başkana yakışan bir fikir ve isabetli eleman seçimi.

“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise son toplantıda TÜBİTAK’a 2500 km menzilli füze hedefi koymuş. TÜBİTAK Başkanı Altunbaşak halen uçaktan atılan 1500 km menzilli füze üzerinde çalıştıklarını, Başbakan’ın çizdiği hedefe 2 yıl içinde erişebileceklerini aktardı.” Başbakanını üzme, tembelliğin alemi yok; süreyi kısalt; bak, Suriye’ye İran’a karşı iş peşindeyiz; vakit altın kıymetinde.

“Altunbaşak bir de anekdot aktardı: İki ay önce önce yurtdışından biri geldi. 5 milyar dolarlık servetiyle İngilitere’nin beşinci zenginiymiş. Türkiye’de yatırım yapmak istiyor… 100 milyon dolarını Türkiye’ye ayırmış. Ne yaparız diye sordu. ‘Bana ihtiyacınız yok siz yapın’ deyince ‘Hayır, TÜBİTAK gibi güvenilir bir partnere ihtiyacım var’ dedi. 20 milyon dolar koymamızı istiyor. Arkadaşlara ‘yapabilir miyiz’ diye sordum, ‘yok’ dediler. ‘Derinlemesine çalışın’ dedim. Bir şeyler buldular.” Bulurlar.

“TÜBA atamaları konusunda konuşmak istemeyen Altunbaşak, Bilim Kurulu’nun bugün toplanacağını ancak gündemlerinde atama olmadığını söyledi.” İyi söylemiş; TÜBA atamaları konusunda konuşmak istememesi zekice.

“TÜBİTAK Başkanı, TÜBİTAK’ın geliştirdiği PARDUS işletim sisteminin durdurulduğuna ilişkin haberlerin asılsız olduğunu da vurgularken, tam tersine daha ileri gitmek istediklerini, android işletim sisteminin Türkçe’sini hazırlamayı planladıklarını aktardı.” Altunbaşak yerelleştirme işine giriyor gibi; bir kişi bir kişidir. Necdet Hocam, arkadaşı listeye yazabilirsiniz.

“PARDUS’un durdurulduğuna ilişkin haberlerin asılsız[lığını]” nasıl vurguladığına ilişkin başka yerden detay:

“Prof. ALTUNBAŞAK, Pardus projesinin durmadığını ve bu tür haberlerin nereden çıktığına bir anlam veremediğini belirtti.” Hiçbirimiz anlam veremiyoruz başkanım; fol yok yumurta yok, lâf uyduruyorlar.

Son maddeye ilişkin biraz ciddiyet gerekirse:

Pardus’un liderliğini yapan ve projeden ayrılan/ayrılmak zorunda bırakılan/çıkarılan -her neyse- arkadaşlar susarak iyi yapmıyor. Tarihçeler yazılır, mufassal tarihler dahi yazılır, bunlar sonranın işi ama şu olan biten, sonraya değil, bugüne dair. “Alex’le konuştum, haberler iyi” vezninde forum iletileri yazıp neşesinin tavan yaptığını saklamayanları, Pardus projesine/projenin yürüme biçimine itirazlarını Altunbaşakları şehvetle şakşaklama noktasına taşımakta beis görmeyenleri, marazî sevinçlerini ahlaksızca cümlelerle dışavuranları… geçelim de, bir Meclis soru önergesinden bile -haklı olarak- ışık bulmaya çalışan, bir yol arayan, tepki göstermek isteyen, katkı yapmak isteyen nice insan var. Bunlara bilgi bugün lazım. Cinayet işleniyorken, faillere ve planlarına vakıf olanların “Ben ileride bunun romanını yazarım” demesi doğru değil. Meşru müdafaa için de, üçüncü kişi namına meşru müdafaa için de, doğru bilgi lazım.

Yapamamak, becerememek, gücü yetmemek, altta kalmak, “bu kerre mağlup olmak”… mümkün. Önder, geri çekilmeyi de iyi ayarlayan, -hadi onu da ayarlayamadı- ordusuna/kitlesine/camiasına doyurucu bilgi verene deniyor. Altunbaşakların sır katibi değiliz nihayetinde. Ne malum, belki o bilgi, başka başka kişilerin, bir şekilde işine yarayacak?

Adam gazetecileri toplayıp pasta, börek, çay eşliğinde fars sergilesin, arkadaşlarımız sağdan soldan bilgi kırıntısı edinmeye çabalasın. Reva mı bu?

Erkan Tekman ve Koray Löker’den, daha da gecikmeden, genişçe bir şeyler duymak ne iyi olur.

Microsoft işçileri intihar eşiğinde

12 January, 2012

BillgatesMicrosoft fabrikasında 300 işçi toplu intihar tehdidinde bulundu

Microsoft işçilerinden inanılmaz tehdit
Çin’in Wuhan eyaletindeki Foxconn Teknoloji Parkı’nda bulunan Microsoft fabrikasında çalışan 300 işçinin toplu intihar tehdidinde bulunduğu öne sürüldü.

Kaynak: Hürriyet

Ayrıca, örneğin, şu Google sorgusu, hayli sonuç veriyor.

Sol Portal’da kaynakları aramama huyu

17 December, 2011

Yurdakul Er yakın zamanda Sol Portal’da yazdığı köşe yazısının başlığından sordu: Türkiye solu gazetecilik yapamaz mı? Yazıda, güncel bir örnekten hareketle Türkiye solunun gazetecilik alanındaki sorunları çarpıcı sözlerle eleştiriliyor. Habercilik yapan bir partinin ana haber organında böyle bir yazı çıkması güzel bir şey. Gerçekten de, sorunlar var.

Türkiye solunun gazetecilikle ilişkisindeki hataları fikrî, üst düzey soyutlamalarla ortaya koyup bunlara maddeler halinde çözüm getirmeyeceğim şimdi. Dahası, bunu başka bir yazıda yapacak da değilim, sanırım; muhtemelen, haddimi aşar. Hoş, bazı sık görülen hataları, hata tiplerini, bunların bazı nedenlerini görebildiğimi sanıyorum. Ama şimdi bu blog yazısında bunları toparlamaya çalışmanın kimseye faydası olmaz.

Biraz daha pratik olmaya çalışacağım: Sık düşülen kimi hatalardan ders çıkarılıp, bu hatalara düşülmemesi için ilke kenara yazılsa ve ilkeye uyulsa, zaman içinde sorunlar -en azından- azalır.

Solcu gazetecinin bu çerçevedeki her şeyi yeniden keşfetmek durumunda olduğunu da sanmam.

someone is wrongSol Portal da zaman zaman önemli gazetecilik hatalarına düşüyor. Doğaldır, düşer. Göremediği/yazmadığı/atladığı haberler bakımından konuşmuyorum şimdi. Yazdığı ve yanlış yazdığı unsurlar da oluyor. Doğaldır, olur. Ama dedim ya, ders çıkara çıkara ve öğrenilen dersin gereği yerine getirile getirile yürünse, hatalar azalır. En azından, son derece ilkel hatalarla uğraşılmaz da, daha yeni/karmaşık/üst düzey sorunlara çözüm aranır.

Şimdi, son örneğimize bakalım. Çıkarılması gereken dersi ardından yazacağım:

Sol’da yayınlanan haber: MHP’den Perinçek’e: Hangi mahfillerin adamı olduğu belirsiz Haberin spotu:

Devlet Bahçeli’nin “AKP dağılmasın” çıkışının ardından, MHP’nin AKP ile yakınlığı sürüyor. Şimdi de, Bahçeli’nin Tayyip Erdoğan’a “geçmiş olsun” demesini eleştiren Doğu Perinçek ve Emin Çölaşan topa tutuldu.

Demek ki neymiş? Perinçek ve Çölaşan, Bahçeli’nin Erdoğan’a “geçmiş olsun” demesini eleştirmiş. Bunu Sol Portal’ın kendisi söylüyor; ifade öyle. Ayrıntı için haberin içine devam ediyorum; Sol şunda ısrarcı:

…Bahçeli’nin Erdoğan’a geçmiş olsun dileklerini iletmesini eleştiren Emin Çölaşan ile Doğu Perinçek’e…

Bu okuduğumda yerine oturmayan bir şeyler sezdim. Açığı: Perinçek’in Bahçeli’yi Erdoğan’a geçmiş olsun dedi diye eleştirmiş olamayacağını düşündüm. Kendisini biraz tanırım; “öyle yazmaz” gibime geldi. Çölaşan bakımından dahi tuhaf geldi bu tutum. Yazıları aradım.

Web’de iktibas eden bir kaynaktan, Emin Çölaşan’ın bahse konu yazısını buldum. İlgili cümleler şöyle:

Kendi milletvekili ile belediye başkanına böylesine vefasızlık sergileyen Devlet Bey’in dünkü gazetelerde yer alan Tayyip’le ilgili sözleri ise duygu yüklüydü! “Sağlığına kavuşmasını diliyorum. Tek başına iktidar olmuş bir partide çatlama ülkeye büyük zarar verir… Cumhurbaşkanlığı Tayyip Bey’in hakkıdır!”
Böyle anlayışlı, sessiz, iktidara bastonluk yapan bir muhalefet partisi lideri valla dünyada az bulunur. Helal olsun Devlet Bey!

Demek ki, Çölaşan Bahçeli’yi “geçmiş olsun” dedi diye eleştirmemiş. Çölaşan’ın Bahçeli’ye atfen yazdığı kısımda “sağlığına kavuşmasını diliyorum” sözleri de var ama eleştiri esasen belli ki “Tek başına iktidar olmuş bir partide çatlama ülkeye büyük zarar verir… Cumhurbaşkanlığı Tayyip Bey’in hakkıdır” cümlelerine yönelik.

Bakalım Doğu Perinçek ne demiş? Yine Web’de iktibas eden bir kaynaktan okuyorum, Devlet Bahçeli “vefasız” değil görevli! başlıklı yazısında şöyle diyor:

Emin arkadaşım yazısını Devlet Bahçeli’nin son açıklamasıyla bitiriyor:
“Tek başına iktidar olmuş bir partide çatlama ülkeye büyük zarar verir… Cumhurbaşkanlığı Tayyip Bey’in hakkıdır!”
Bu cümle, Devlet Bahçeli’nin ömür boyu görevini özetlemektedir.

Yani, Perinçek de Bahçeli’yi “geçmiş olsun” dedi diye eleştirmiyor. O kadar ki, Perinçek, Çölaşan’dan yaptığı alıntıya, yukarıda gördüğümüz, “Sağlığına kavuşmasını diliyorum” cümlesini almıyor bile!

Aslında bu kadarı yeter, Sol’un Perinçek ve Çölaşan hakkında yazdığının doğru olmadığını göstermek için. O tartışma bitti. Yazılar meydanda. Şimdi, “Ne olmuş olmalı ki Sol bunu böyle yazsın” kısmındayız. Yazının bütününe bakıp bir tahmin yürütüyoruz. (Tahminimiz tutacak.) MHP’nin açıklamasını buluyoruz. İlgili kısım:

… MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan’a şifa dilediği için gazeteci Emin Çölaşan tarafından eleştirilmiş, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek de fırsatı ganimet bilmişti. Oysa milletimiz çok iyi bilmektedir ki hastaya şifa dilemek, Türk kültürünün bir parçasıdır…

Olan şu: MHP, genel başkanları “Başbakan Erdoğan’a şifa dilediği için gazeteci Emin Çölaşan tarafından eleştirilmiş”ti diyerek yalan söylüyor. Mugalata yapıyor. Konunun esasını saptırmaya çalışıyor. Perinçek için ise, “şifa dilediği için eleştirdi” bile demiyor; ona ilişkin bambaşka şeyler söylüyor. Sol Portal muhabirinin/editörünün/yöneticisinin önünde MHP açıklaması var. Çölaşan ve Perinçek yazılarını belki okumuş belki okumamış ama muhtemelen onlar önünde yok veya var ama ne yazdıklarını gereğince okumuyor. MHP açıklamasında Çölaşan’a dair yazılan “şifa dileme” bahsini doğru kabul edip onu Perinçek’e de teşmil ediyor. Haberini yazıyor.

Böyle olmaz tabii; olmaması lazım; olmuyor.

Bir haber üretilirken, mümkün olduğunca haberde söz edilen kaynaklara ulaşmak lazım. Örneğimizde bu çok kolay. Ulaşmadığımız, bilmediğimiz, anlamadığımız unsuru, en azından kendi ağzımızdan yazmamak lazım.

Sol Portal, bu hataya çok sık düşüyor. Kendi üretmediği, ilmine varmadığı haberleri başka kaynaklardan alıp, ifade değişiklikleriyle veya aynen veya çeviri yoluyla kendi üretmiş gibi kullanıyor.

“Şu niye böyle? Bunun dayanağı ne, kanıtı ne?” diye sorulsa, “O kadarını ben bilemem; Web deryasında tesadüf ettim; öyle yazıyordu” denecek herhalde. İç haberde de yapılıyor bu, dış haberde de…

Sırf bu kötü alışkanlık düzeltilse, Yurdakul Er’in çektiği acı hissedilir derece azalır. Hepimiz vakitten kazanırız.

Güney Gönenç veya birikimi yaratanlar

5 December, 2011

Güney Gönenç’i kaybettik…” Az yerde çok şey anlatan, anımsatan bir haber.

Web’de çok da fazla yazı yok zaten Güney Gönenç’le ilişkili. Biraz orada, biraz burada…

Güney GönençBir yerlerden Hep Aranızda Olacağım kitabını temin edip okumalı: Gönenç’in kaleminden Jean Frédéric Joliot-Curie’nin yaşamı. Ve artık, Güney Gönenç de “hep aramızda olacak” işte.

Sol Portal‘da ölüm haberini okuduktan sonra -ve oradan aldığım bilgiyle- Türkiye Bilişim Derneği Web sitesine uğradım, eski başkanlarının ölümü ardından ne yazmışlar diye. Hiçbir şey yazılmamış. Ölüm haberini yazanlar, TBD başkanlığı hususunda yanılıyor olmasın. Kısa kontrol: Evet, bir yerlerde var; Güney Gönenç, TBD eski genel başkanlarından.

Gönenç ismiyle birlikte akla gelen değerler bugün TBD’ye yön vermiyor olabilir ama, yine de, TBD üyelerinin bu eski başkanlarını da unutmamasını gönül arzu eder.

Türkiye’nin hangi alanında ileri bir birikim varsa, orada Güney Gönençlerin emeği var! Bakın, bilişim alanında da, yine onlardan bir Güney Gönenç.

Türkiye’nin başı sağolsun.

Lütfi Akad

20 November, 2011

Lütfi AkadHudutsuz, vesikasız, diyetsiz yarınlar için sanat yapan yönetmen. Yoksun bırakılanın, çaresizin ve yalnızın, talihi bir türlü yaver gitmeyenin, çok eskiden rastlaşamamışın, ezilenin, horlanan ve itilenin sinemacısı.

Has sinemacı. İnsanın hası.

Yarın toprağa verilecek. Üzerimizde emeği çoktur.

Vesikalı Yarim’den (1968) bir bölüm:

Hudutların Kanunu (1966):

Get free blog up and running in minutes with Blogsome
Theme designed by Viewfinder Design